OSMANLILAR’DA MEKTEP VE MEDRESELERİ FERDLER KURAR, VAKIFLAR İŞLETİRDİ.

Maarif Nâzırı Haşim Paşa boşuna dememiş: “Şu mektepler olmasaydı, maarifi ne güzel idare ederdim” diye.

osmanli_medrese

Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın işi daha da zor…

Mekteplerin bağlı olduğu Maarif Nezâreti 1846 yılında kuruldu. Cumhuriyetten sonra Maarif Vekâleti oldu. Sonra ne akla hizmet bilinmez, 1946 yılında Milli Eğitim Bakanlığı adını alıverdi. 1950-60 arası gene Maarif Vekâleti dendi.

DEVLET Mİ AİLE Mİ?

Terbiye (eğitim) değil de, maarif (öğrenim) tabirinin kullanılması boşuna değil elbette. Çocuğu terbiye etmek (eğitmek), ailesinin hakkıdır. Devletin ferdleri terbiye etmek vazifesi ve hakkı yoktur. Bu, ancak totaliter devletlerde söz konusu olabilir. Antik Yunan şehirlerinden Isparta’da çocuklar küçük yaşta ailelerinden alınıp devlet için yetiştirilirdi. Modern çağda Nazi Almanya’sında, Sovyet Rusya’da vaziyet hemen hemen böyleydi. Ailelerin an’anevî ve manevî kültür aşılamasına fırsat bırakılmadan, çocuklar devletin ideolojisi istikametinde “eğitilirdi!”

MEKTEPLER VAKIFTIR

Osmanlı Devleti, ailelerin çocuğunu terbiye hakkına ilişmeyi aklının ucundan geçirmemiştir. Herkes tahsil imkânlarını kendisi hâsıl etmekte hür idi. Devlet, bu hususta yardımcı olabilir; ancak ferdî teşebbüsü engelleyemezdi. Bu bakımdan Osmanlılarda klasik devirde devlet eliyle kurulan maarif müessesesine rastlanmaz. Mektep ve medreseleri ferdler kurar; vakıflar yoluyla işletirdi. Binâları kendisi yapar, hocaları kendisi bulur, talebeyi kendisi seçer ve müfredatı kendisi tesbit ederdi. Devlet de bunları destekler ve kontrol ederdi. Padişah, hânedan ve devlet ricâlinin yaptırdığı medreseler de böyleydi. Hepsi şimdiki özel okullar gibiydi. Bugün İngiltere’deki sistem de buna benzemektedir. Tanzimat’tan sonra devlet bazı mektepler kurdu. Ama bu, devletin eleman ihtiyacını karşılamak içindi. Nitekim hususî maarif müesseseleri varlığını devam ettirdi. Devlet mektepleri de terbiye (eğitim) değil, maarif (öğretim) rolü üstlenmişti.

osmali_tedrisat

HER MİLLET DİNİNİ ÖĞRETEBİLİR

Kanun-ı Esasî (Osmanlı anayasası), Osmanlı vatandaşlarının umumî ve hususî tedrisatta serbest olduğu; mekteplerin devlet nezâretinde (kontrolünde) bulunduğu; ancak bunun çeşitli milletlerin dinî öğretimine halel veremeyeceği esasını hükme bağlamıştır. Devletin, bir an evvel aileye ait eğitim rolünden vazgeçip, öğretim işine bakması gerekiyor. Belki de devlet eliyle mektep kurup işletmek yerine, bu iş ferdlere bırakılsa, daha kolay olacak. Üstelik bir millî demekle millî olunmadığı da yakın geçmişte çok görüldü. Bu işe gönül verenler ne kadar iyi niyetli ve kabiliyetli olursa olsun, işin mahiyeti gereği devamlı çıkan pürüzler, onları engellemeye yetiyor. Milli Eğitim Bakanlığı denince nedense akla hep, Fransız şairi Voltaire’in, bugünkü Avusturya ile etrafındaki bir avuç toprağa hükmeden Mukaddes Roma Cermen İmparatorluğu için söylediği söz aklıma geliyor: “Ne mukaddes, ne Roma, ne de imparatorluk!”

daye_Hatun-sıbyan_mektebi

SULTAN ABDÜLHAMİD’İN NAZIRI

Sultan Abdülhamid’in son Maarif Nazırı olan Haşim Paşa, 1903 ile 1908 yılları arasında görevde bulunmuştu. Paşa’nın bir sözü, bugün bile şakalara mevzu oluyor.

Kraliçe’nin ziyaretindeki derin mânâ! İngiltere’nin Türkiye’yi dünya siyasetinde önemli bir pozisyona doğru ittiği açıkça görülüyor. Ancak bunu, kaşımız gözümüz için yapmıyor…

İngiltere Kraliçesi ülkesine döndü ama, Türkiye’ye niye geldiği suali zihinlere takıldı kaldı. Kraliçenin ziyaretlerinin rastgele olmadığını bilenler bilir. Hatta hiçbir hareketi boşuna değildir. Hepsinin sembolik de olsa bir manası vardır. Kraliçe, ülkesinde gündelik politikanın içinde değildir ama, hükümetle koordinasyon içinde hizmet eder. Mesela dış gezileri hükümetin isteği veya bilgisi ile gerçekleşir. Bu geziler, devletin yüksek menfaatleri için yapılır.

GÖVDE GÖSTERİSİ

Türkiye’nin, Avrupa Birliği eşiğinde demokrasi imtihanı verdiği buhranlı bir zamanında, İngiltere Kraliçesinin üçüncü ziyareti büyük önem taşıyor elbette. Kraliçe, hükümeti değil, devleti temsil eder. Başbakan gelse, bu kadar önemi olmazdı. İngiltere, Türkiye’ye destek verdiğini gösteren bir gövde gösterisi yapıyor. Amerika’nın da bu işte sadık müttefiki İngiltere ile beraber hareket ettiğini söylemek zor değil. Kraliçenin Türkiye ziyareti de böyle sembolik vurgularla doluydu bence. Hele Bursa seyahatinde ne derin manalar vardı! Bursa, Osmanlı Devleti’nin kurulup geliştiği tarihî bir şehirdir. Kraliçe buraya giderek, Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı pozisyonunu vurguladı. Yeşil Türbe’de yatan Çelebi Sultan Mehmed, Ankara Bozgunu’nun ardından yaşanan fetret devrinin külleri üzerinde tahta oturmuş, devletin ikinci kurucusu sayılan bir padişahtır. Bu da Avrupa’dan uzak, Osmanlı coğrafyasından kopuk ve Osmanlı kimliğiyle kavgalı bir devreden sonra, yeni bir başlangıç yapılması gerektiğinin işaretini veriyor. Kraliçe’nin Kur’an-ı kerim dinlemesi de, Türkiye’nin İslâm dünyasındaki önemi ve Müslüman kimliğine atıf yapıyor. Netice itibariyle İngiltere, bir asır dış siyasetinin mihverini teşkil eden ve sonunda yıkıp parçaladığı Türkiye hakkında elli-altmış senedir farklı bir politika izliyor. Dış politikada düşmanlık diye bir şey yoktur. Dünün düşmanı bugünün müttefiki olabilir. Milletlerarası münasebetler menfaat üzerine kuruludur. Geçen asrın süper gücü, 1947 yılından sonra yerini Amerika’ya bıraksa bile; güçlü istihbaratı, dengeli ve realist politikası sayesinde hâlâ dünya siyasetinde mühim bir rol oynamaya devam ediyor.

OSMANLI MİLLETLERİ

İngiltere’nin Türkiye’yi dünya siyasetinde önemli bir pozisyona doğru ittiği açıkça görülüyor. Bu pozisyon, Osmanlı coğrafyasında, Osmanlı mirasına sahip çıkan, dünya devletleriyle barışık, eski Osmanlı milletlerinin hâmisi, İslâm ve Türk dünyasına tarihî geleneği sayesinde liderlik eden; barışı tehdit eden radikal cereyanlara sed oluşturan demokratik, liberal ve güçlü bir devletin pozisyonudur. Bunu, kaşımız gözümüz için değil; elbette ve öncelikle dünyada Anglosakson hâkimiyetinin devamı ve güçlenmesi için istiyor. İster misiniz İngiltere, İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) gibi bir de Osmanlı Milletler Topluluğu kurmaya ön ayak olsun?