
Suâl: Şerîat-ı Muhammediyye’de, İslâma dahil olup, yahud evveli İslâm olan ama akabinde bundan rucū‘ eden kimsenin hükmü nedir?
Cevâb: Erkek ise katl olunmaktır! Bir kimse dâru’l-İslâm beldesinde (1) küfran-i nimet olan bu vaziyyeti izhâr eder, yapdığı ‘amelide kerîh gözmeyip tevbe etmez ise Şâri’ Teâlâ (2) ve Resūlünün kat’i emriyle (3) cumhūr ulemâ katlinde hükm etmiştir.
HAŞİYE Fi’l hakîka; Allâh ve Resûlü indinde ahdini bozmuş, yüz çevirmiş şahsın hala daha İslâm cemiyyeti içinde kalarak hayâtını idâme ettirmesi beklenemez. Zira bu kimse dîn-i İslâmı terk ile küçülterek ona karşı muhâlif ve muhârip olmuş, aleyhinde propaganda ihtimâli kesbetmiş, bu cürmü işlemek ile kötü bir numûne teşkil ederek cemiyyetin sahih i‘tiḳâdını ve insicâmını muhâfazasında ve dahi şer’i maksadın ikâmesinde vazîfeli dâru’l-İslâma harb açmıştır!
Eğer mesele bazılarının iddia ettiği gibi mücerred bir siyâsetten ibâret olsa idi; şahsın kalbî olan îmânı ile iştigâl niye? Kendisinden tecdîd-i îmân ve Kelime-i Şehâdet talebi neye hamledilecek? Demek ki burada korunan şey sâdece devlet değil; Dîn-i Mübîn, cemiyyetin akîde-i sahihasına muhâlif bed-ter bir numûne teşkil edenin izâlesi, ümmetin insicâmı ve kulun âhiretidir.
Yahud bu cezanın illeti sâdece “hıyânet-i vataniyye” veya “casusluk” olsa idi; Devlet-i Aliyye bu mücrime niçin “teklif-i tevbe” sunsun? Dünyevî hıyanetin affı olmaz iken, uhrevî pişmanlık kapısının aralanması meselenin dînî olduğuna delildir.
Veyahud “Dîn=Tabiiyyet (Vatandaşlık)” za’mı hakîkat olsa idi, fıkıhta “Mürted” ile devlete başkaldıran Bâgî’nin hukukunun müsâvî olması iktizâ ederdi. Halbuki bâgî yakalandığında -tövbe etmese dahi- şevketi kırılıp harbi terk etse katl olunmaz; malı veresesine intikâl eder ve zevcesi boş olmaz. Lâkin mürted, tevbe etmediği takdirde katl olunur, emvâli elinden alınır (fey olur) ve nikâhı ânında fesholur.
Eğer illet sâdece “dâru’l-harbe iltihâk” ve düşman safına geçmek olsa idi, bu cürüm kişinin ahvâl-i şahsiyyesine ve hukûk-u âilesine neden tesir etsin?
Görmezmisin ki; Rabbisinden yüz çevirmiş beşeri sistemler bile, seküler keyfiyyet iḥtivâ eden hükümlerinin asla ve kat’a kaldırılamayacağını, teklif dahi edilemeyeceğini iḳrâr ederek bu ḍāll sistemi mudāfa‘a ve muḥāfaẓa etmek adına cebren ḳânūn tertip edebiliyor iken, Şeriât-ı muhammediyye fevḳa’l-‘āde olan niẓâmını idâme ve teba‘asını muhâfaza adına bu fitneyi bu şekilde niye def eylemesin?!
DİP NOT
(1) Fıkhî kâide: “Dâru’l-harb’de, velâyet ve kudret noksanlığı sebebiyle hadlerin (cezaların) ikâme ve infâz olunamayacağı” hükmü. (Tafsilat için bkz: Serahsî, el-Mebsût, 9/100; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, 7/134).
(2) İlgili nasslar için bkz: Sûre-i Bakara, 217; Sûre-i Tevbe, 12; Sûre-i Nisâ, 89.
(3) Hadîs-i Şerîf: “مَنْ بَدَّلَ دِينَهُ فَاقْتُلُوهُ” “Kim dinini tebdîl ederse (değiştirirse), onu katlediniz.” (Tahrîc: Buhârî, Cihâd, 149; İ’tisâm, 28; Ebû Dâvûd, Hudûd, 1; Tirmizî, Hudûd, 25).




