Reddiye

REDD-İ AKGÜNDÜZ

R E D D  – İ      A K G Ü N D Ü Z

AHMED AKGÜNDÜZ’ÜN, DÂRU’L-İSLÂM-DÂRU’L-HARB MES’ELESİNE DÂİR GÖRÜŞLERİNİN İBTÂLİ

Ahmed Akgündüz, “İslâmî hükümlerin açıkça yürütüldüğü veyâ içinde oturanların çoğu yâhūd tamâmı müslim olan ülkeler dâru’l-İslâmdırlar” {1} demekdedir.

Fî’l-hakîka bir ülkenin dâru’l-İslâm olması husūsunda el-Fıkhü’l-İslâmî’de, “İçinde oturanların çoğu yâhūd tamâmı müslim olmak” şeklinde bir kâide aslâ ve kat’â yokdur. İmdi hîçbir ülke, “İçinde oturanların çoğu yâhūd tamâmı müslim olmak” esbâb-ı mûcibesiyle sahîh bir şekilde dâru’l-İslâm add edilemez!

Ahmed Akgündüz, mezkûr lakırdılarının devâmında ise:

“Şâfiî hukūkçularına göre: Dâru’l-İslâm hâline gelen bir ülke artık dâru’l-harb hâline gelmez” {2} demekdedir.

Fî’l-hakîka başda İbn Hacer el-Heytemî hazretleri -Aleyhi’r-rahme- olmak üzere dâru’l-İslâmın dâru’l-harbe tehavvül etmesi mes’elesiyle sarîh bir alâkası bulunmayan: “İslâm fâikdir, ona fâikiyyet olmaz” mânâsındaki hadîs-i şerîfe gûyâ istinâd etmek sūretiyle: “Dâru’l-İslâm olan bir ülke aslâ ve kat’â dâru’l-harbe tehavvül etmez” şeklinde bâtıl bir hüküm vermekle dev bir hatâ’ya dûçâr olan birtakım şâfiî fakîhlerin mevcûdiyyeti bir hakîkat olmakla birlikde Nevevî ve Şirvânî hazarâtı -Rahmetu’llâhi aleyhim ecmaîn- gibi nice şâfiî fakîhlerden de öte Şâfiî Amelî Mezhebi Ser-imâmı Muhammed bin İdrîs eş-Şâfiî hazretlerinin -Aleyhi’r-rahme- vardığı hükümlere göre:

Bir ülke (nizâmının ve/veyâhūd kânûn-ı esâsîsinin şerîat-ı Muhammediyye esâs alınıp, ona münâsib bir şekilde teşkîl ve icrâ’ edilmesiyle) dâru’l-İslâm olunca (İmâm Şâfiî’ye mahsūs 2’li telakkîye binâ’en) emvâlde bir el değişdirme mevzū’-ı bahis değil ise hem mülkiyyet hukūku îtibâriyle hem de nizâmının ve/veyâhūd kânûn-ı esâsîsinin şerîat-ı Muhammediyye esâs alınıp, ona münâsib bir şekilde teşkîli ve icrâ’sı ibtâl edilerek yerine gayr-i şer’î nizâm/kânûnlar ikâme edilmesi/edilmeleri esbâb-ı mûcibesiyle siyâseten dâru’l-harb olur.

Hazret, cehâletini izhâra devâm ederek:

“Hanefîlerde ise: Müslimlerin cân-mâl güvenliğini [emniyyetini] kayıb etmeleri, ülkede hîçbir İslâmî hükmün uygulanamaması [tatbîk edilememesi] ve ülkenin dâru’l-harbe bitişik olması, şekillerindeki şartlar bütün olarak gerçekleşmedikçe dâru’l-İslâm olan bir ülke bu vasfını kayıb etmez” {3} demekdedir.

Fî’l-hakîka dâru’l-İslâmın dâru’l-harbe tehavvül etmesi mes’elesinde hîçbir hanefî imâmın “Ülkede hîçbir İslâmî hükmün uygulanamaması {tatbîk edilememesi]” şeklinde serd etdiği bir şart aslâ ve kat’â yokdur!

Üstelik işbu mes’elede hanefî imâmlarının beyninde 3 şart serd eden sâde Ebû Hanîfe hazretleridir.

Lâkin Ahmed Akgündüz bundan da bî-haber ki:

“Ebû Hanîfe’ye -Aleyhi’r-rahme- göre: Dâru’l-İslâm olan bir ülke orada bulunan müslimler İslâmı yaşayamaz hâle gelmedikçe dâru’l-harb hâline gelmez” {4} demekdedir.

Fî’l-hakîka Hanefî Amelî Mezhebi Ser-imâmı Ebû Hanîfe hazretlerinin -Aleyhi’r-rahme- vardığı hükme göre:

(nizâmı ve/veyâhūd kânûn-ı esâsîsi şerîat-ı Muhammediyye esâs alınıp, ona münâsib bir şekilde teşkîl ve icrâ’ edilen ülke olan) Dâru’l-İslâm şu;

  1.  Kânûn-ı esâsînin şerîat-ı Muhammediyye esâs alınıp, ona münâsib bir şekilde teşkîl ve icrâ’ edilmesi nihâyete erip, gerek kânûn-ı esâsînin gayr-i şer’î kânûnlardan müteşekkil olması gerekse nizâmın şerîat-ı Muhammediyye’nin hâkimiyyeti altında olmaması.
  2. Dâru’l-harbe bitişik olmak.
  3. Hakksız yere adam öldürenin öldürülmesi (Kısâs) ve hırsızlık yapanın elinin kesilmesi (Hadd-i sirkat) gibi cân ve mâl emniyyetini sağlayan kânûnların kânûn-ı esâsîden çıkarılıp, ibtâl edilmeleri veyâhūd şerîat-ı Muhammediyye’nin hâkimiyyeti altındaki nizâmın sağladığı cân-mâl emniyyetinin 1 kez dahi inkıtâa uğraması netîcesinde vücûd bulan fesh-i emân.

Şekillerindeki şartların 3’ünün de ayni zamân zarfında vücûd bulmasıyle dâru’l-harbe tehavvül eder.

Hanefî Amelî Mezhebi imâmlarından Muhammed eş-Şeybânî ve Ebû Yûsüf hazarâtının -Rahmetu’llâhi aleyhim ecmaîn- vardıkları hükme göre ise:

Bir ülkenin nizâmı ve/veyâhūd kânûn-ı esâsîsi şerîat-ı Muhammediyye esâs alınıp, ona münâsib bir şekilde teşkîl ve icrâ’ edildiği ândan îtibâren o ülkenin dâru’l-İslâm olması ile kıyâs sūretiyle dâru’l-İslâmın nizâmından şerîat-ı Muhammediyye’nin hâkimiyyetini ve/veyâhūd hakksız yere adam öldürenin öldürülmesi (Kısâs) ve hırsızlık yapanın elinin kesilmesi (Hadd-i sirkat) gibi cân ve mâl emniyyetini sağlayan kânûnların kânûn-ı esâsîsinden çıkarılıp, ibtâl etme vücûda gelmesi hâlinde işbu dâru’l-İslâm dâru’l-harbe tehavvül eder.

Ahmed Akgündüz’ün, ehemmiyyeti husūsunda bir türlü karâr veremediği dâru’l-ahd mes’elesine dâir etdiği:

“En önemli [mühimm] konulardan [mes’elelerden] biri de eskiden beri bildiğimiz “Dâru’l-İslâm” ve “Dâru’l-küfür” kavramlarının [mefhūmlarının] yerlerine yine İslâm hukūkçularının ortaya koydukları “Dâru’d-dâvet” veyâ “Dâru’l-ahd” yânî barış içinde yaşana gayr-i müslim topluluklar anlayışını ikâme etmeliyiz” {5} şekillerindeki bâtıl lakırdıları ile “İslâm hukūku […] dünyâyı 2 ülkeye ayırmışdır: “Dâru’l-İslâm” ve […] “Dâru’l-harb”. Ba’z hukūkçular sulh yapılan ülkelere de “Dâru’l-ahd” veyâ “Dâru’s-sulh” demişlerse de bunun fazla önemi [ehemmiyyeti] yokdur” {6} şekillerindeki sahîh sözlerinin bir tezâdd-ı tâmm teşkîl etmesinden öte olan mes’ele siyer’de (İslâm devletler hukūku’nda) -hattâ hazretin kâmûsunda bir mâdde olarak- “Dâru’d-dâvet” şeklinde bir mefhūmun aslâ ve kat’â mevcûd olmadığı hakîkatinin yanı sıra vahîm olan “Dâru’l-ahd”ın “Dâru’l-İslâm” ve “Dâru’l-küfür” şekillerindeki fıkhî mefhūmların yerlerine ikâme edilmesinin -hukūk-ı Ahmediyye’de mümkin olmakla birlikde- şerîat-ı garrâ’-yı Ahmediyye’de muhâl olduğunu bilmemesidir!

Zîrâ, el-fıkhü’l-Hanefî’de, “Dâru’l-ahd” “Dâru’s-sulh” ile müterâdif bir fıkhî mefhūm olup, şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmesi esbâb-ı mûcibesiyle dâru’l-İslâm olarak “Dâru’z-zimme” ve şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmemesi esbâb-ı mûcibesiyle dâru’l-harb/dâru’-küfür olarak “Dâru’l-muvâdea” (ya da “Dâru’l-emân”) isimleriyle 2’ye tefrîk edilmekdedir.

Üstelik Şâfiî Amelî Mezhebi Ser-imâmı Muhammed bin İdrîs eş-Şâfiî hazretlerinin -Aleyhi’r-rahme- vardığı hükme göre:

Dâru’l-harb/dâru’l-küfür olan bir ülke dâru’l-ahde tehavvül etmesi hâlinde dâru’l-İslâm olur.

Çûn ki, dâru’l-İslâm ile dâru’l-harbin/dâru’l-küfrün beyninde dâimî bir sulh muâhedesinin vücûd bulabilmesi için dâru’l-İslâm tarafından “Ülkenin şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmesi” şeklindeki şartın koşulması ve işbu şartın dâru’l-harb/dâru’l-küfür tarafından kabûl edilmesi mutlak şartdır.

Aksî hâlde yapılan muâhede sâde -en fazla 10 senelik- fânî bir mütârekedir!

Bir de dâru’l-ahd: Dâru’l-İslâm (Şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilen ülke) ile beyninde sulh muâhedesi olan ülke demek olup, şer’î bir sulh muâhedesinin teşkîl edilebilmesi için asgarî hem dâru’l-İslâmın hem de dâru’l-harbin/dâru’l-küfrün (Şerîat-ı Muhammediyye ile idâre edilmeyen ülke) mevcûdiyyeti şartdır.

Oysa hâl-i hâzırda dâru’l-İslâm yokdur!

Ahmed Akgündüz, haylî saçmaladığını idrâk edemeyip:

“Müslimler dünyânın neresinde olurlarsa olsunlar müslim olmalarından dolayı dâru’l-İslâm vatandaşıdırlar [tâbi’idirler]” {7} demekdedir.

Fî’l-hakîka devlet ile ferdin arasında hukūkî bir bağ olan tâbi’iyyetin bi-zâtihî vücûd bulması husūsunda el-fıkhü’l-İslâmî’de, “Müslim olmak” aslâ ve kat’â bir esbâb-ı mûcibe değildir. Yânî müslimin dâru’l-İslâm tâbi’i olabilmesi için ya dâru’l-İslâma hicret etmesi ya da ikâmet etdiği ülkenin dâru’l-İslâma tehavvül etmesi şartdır.

Hazret, kılıfın minâre boyu bir cehâlet olarak vücûda gelmesiyle esîr mes’elesine dâir:

“[…] Müste’men olup da dâru’l-İslâma girenler veyâ ehl-i harb olup da müslimlere sığınanlar da esîr kavramı [mefhūmu] içinde mütâlea edilmekdedirler”{8} şekillerindeki uydurduğu lakırdıları tamâmen tekzîb eden:

“Müste’menin de şahsı, mâlı ve hayâtı dokunulmazdır… İstediği zamân ve izin süresini [müddetini] aşmamak şartıyle dâru’l-İslâmdan çıkabilir… Dâru’l-İslâmda ikâmet etdiği müddetçe bütün temel hakk ve hürriyyetlerden yararlanacakdır. Bu konuda [mevzū’da] zimmîlerden farkı yokdur…”{9}

Şekillerindeki sahîh olarak beyân etdiği müste’mene âid hakkların tamâmıyle esîr hakkında mevcûdiyyeti aslâ ve kat’â mevzū’-ı bahis değildir.

Netîce-i kelâm Ahmed Akgündüz, -iddiâsının aksîne- dâru’l-İslâm-dâru’l-harb mes’elesinde sūret-i kat’iyyede mütehassıs değildir.

İmdi dâru’l-harbde ülü’l-emrin mevki’indeki bir kimse olmayıp, verdiği hükümlerle sahîh bir şekilde amel edilmesi gayr-i kâbildir.

 

D İ P N O T L A R

{1} Akgündüz, Ahmed, İslâm ve Osmânlı Hukūku Külliyyâtı, İstanbul, m.2011, Osmânlı Araşdırmaları Vakfı, c. 1, s. 138.

{2} a. g. e.

{3} a. g. e.

{4} a. g. e., s.989.

{5} “Ayrımcılık Terörü”, Altın Oluk Aylık Mecmûa, İstanbul, m. Ocak 2004, S. 215, s.10.

{6} Akgündüz, Ahmed, İslâm ve Osmânlı Hukūku Külliyyâtı, İstanbul, m. 2011, Osmânlı Araşdırmaları Vakfı, c. 1, s. 138.

{7} a. g. e., c. 3, s. 1002.

{8} Akgündüz, Ahmed, İslâm Hukūkunda Kölelik/Câriyelik Mü’essesesi ve Osmânlı’da Harem, 6. Tab’ı, İstanbul, m. 2006, Osmânlı Araşdırmaları Vakfı, s. 126.

{9} Akgündüz, Ahmed, İslâm ve Osmânlı Hukūku Külliyyâtı, İstanbul, m. 2012, Osmânlı Araşdırmaları Vakfı, c. 3, s. 1005.

 

B İ B L İ Y O G R A F Y A

A-KİTÂB

Akgündüz, Ahmed, Çandan Minâreye Büyük Îtirâf, 5. Tab’ı, İstanbul, m. 2010, PopülerKitâblar/Hayât Yayın Grubu.

a. mlf. , İslâm Hukūkunda Kölelik/Câriyelik Mü’essesesi ve Osmânlı’da Harem, 6. Tab’ı,İstanbul, m. 2006, Osmânlı Araşdırmaları Vakfı.

a. mlf. , İslâm ve Osmânlı Hukūku Külliyyâtı, İstanbul, m. 2011-2012, Osmânlı Araşdırmaları Vakfı.

a. mlf. , Osmânlı Târîh ve Hukūk Istılâhları Kâmûsu, İstanbul, m. 2018, Osmânlı Araşdırmaları Vakfı.

a. mlf. , Tabular Yıkılıyor, İstanbul, m. 1996-2010, Osmânlı Araşdırmaları Vakfı.

Bedre’d-dîn İbn Cemâa, Adle Boyun Eğmek: Ehl-i İslâmın Yönetimi İçin Hükümler [Tahrîrü’l-Ahkâm fî Tedbîri Ehli’l-İslâm], (trc. Kavak, Özgür) İstanbul, m. 2010,Klasik.

Fendoğlu, Hasan Tahsîn, İslâm ve Osmânlı Hukūkunda Kölelik ve Câriyelik-Kamu Hukūku Açısından Mukâyeseli Bir İnceleme, İstanbul, m. 1996, Beyân Yayınları. Hey’et, Fetâvâ-yı Hindiyye/Fetâvâ-yı Alemgiriyye, (trc. Efe, Mustafâ) Ankara, m. 1984-1988, Ak Çağ Yayınları.

İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürrü’l-Muhtâr, (trc. Dâvûdoğlu, Ahmed-Savaş, Mehmed-Taşkesenlioğlu, Mazhar) İstanbul, m. 1982-1988, Şâmil Yayın Evi.

İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid ve Nihâyetü’l-Muktesid: Mezhebler Arası Mukâyeseli İslâm Hukūku, (trc. Meylânî, Ahmed) İstanbul, m. 2015, Ensar Neşriyyât.

el-Mâverdî, Ebü’l-Hasen Habîb, el-Ahkâmü’s-Sultâniyye: İslâm’da Devlet ve Hilâfet HuKūku, (trc. Şafak, Alî) İstanbul, m. 1976, Bedir Yayın Evi.

Serahsî, Mebsût, (trc. Hey’et) 3. Tab’ı, İstanbul, m. 2016, Gümüş Ev Yayıncılık.

a. mlf. , İslâm Devletler Hukūku (Şerhu’s-Siyeri’l-Kebîr), (trc. Sarmış, İbrâhîm-Şimşek, Saîd) Konya, m. 2001, Eğitaş Yayınları.eş-Şeybânî, Muhammed, es-Siyerü’l-Kebîr [Serahsî’nin “İslâm Devletler Hukūku (Şerhu’s-Siyeri’l-Kebîr)” adlı kitâbının metni], (trc. Sarmış, İbrâhîm-Şimşek,Saîd) Konya, m. 2001, Eğitaş Yayınları.

Şeyh Bedre’d-dîn [Simâvî], Letâifu’l-İşârât Şerhi (et-Teshîl: Şerhu Letâifu’l-İşârât)(trc. Hey’et) Ankara, m. 2012, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı.

a. mlf. , Yargılama Usūlüne Dâir (Câmiu’l-Füsûleyn), (trc. Hey’et) Ankara, m. 2012, T. C.Kültür ve Turizm Bakanlığı.

eş-Şirbînî, Hatîb, Muğni’l-Muhtâc: Delîlleriyle Büyük Şâfiî Fıkhı (Minhâcü’t-Tâlibîn Şerhi), (trc. Duman, Soner) İstanbul, m. 2009-2017, Mi’râc Yayınları.

Tahâvî, Tahâvî Muhtasarı: Mukâyeseli Hanefî Fıkhı, (trc. Duman, Soner) İstanbul, 2013, Bekâ’ Yayınları.

ez-Zencânî, Ebü’l-Menâkıb Şihâbe’d-dîn, Fıkhî Hükümlerin Usūlî Dayanakları (Tahrîcü’l-Fürū’ ale’l-Usūl), (trc. İltaş, Dâvûd) Ankara, m. 2015, Ankara Okulu Yayınları.

 

B-MECMÛA

“Ayrımcılık Terörü”, Altın Oluk Aylık Mecmûa, İstanbul, m. Ocak 2004, Erkam Yayın.

Cemâl Ünal

İslâm Devletler Hukûku

مقالات ذات صلة

اترك تعليقاً

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني. الحقول الإلزامية مشار إليها بـ *

زر الذهاب إلى الأعلى