i'tikadİktibasSual & CevâbTenkid

İbn Haldûn’un Mehdî Rivayetlerine Yönelttiği İtirazlara Reddiye

Özet

İmam el-Mehdi’nin zuhuruna (ortaya çıkışına) iman, mezhep farkı gözetmeksizin Müslümanlar için mühim bir i’tikad esasıdır. Bununla birlikte, özellikle İbn Haldun’un Mukaddime‘sindeki argümanlarına dayanarak, bazıları Mehdi’nin zuhuruna ilişkin hadislerin kesinliğini sorgulama yoluna gitmiştir. Mevcut çalışma, Mevlana Eşref Ali et-Tehanevi’nin, İbn Haldun’a reddiye olarak kaleme aldığı ve “İbn Haldun’un Şüphelerinin Giderilmesi” başlığını taşıyan eserinin tercümesidir. Mevlana Tehanevi, Mehdi inancının erken dönem bir icma (konsensüs) ile sabit olduğunu, onun hakkındaki rivayetlerin tevatür derecesine ulaşacak kadar çok olduğunu ortaya koymakta ve İmam el-Mehdi’nin zuhuruna karşı getirilen argümanların temelindeki zayıflığı okuyucunun dikkatine sunmaktadır. Eserin tercümesi, mütercimin eserde tartışılan rivayetler üzerine yaptığı araştırmalar ve buna eşlik eden analizlerle dipnotlar halinde zenginleştirilerek okuyucuya sunulmuştur.

1. Giriş

İbn Haldun, Mukaddime‘sinde el-Mehdi’nin zuhurunu inkâr edenlerin argümanlarını alıntılamıştır. Kendisinin de aynı görüşe meyilli olduğu anlaşılmaktadır; zira bu argümanları oldukça iddialı bir şekilde aktarmıştır. Yazar hadis ilimlerinde bir otorite olmasa da[2], bazı basit düşünceli kimselerin onun argümanlarına kanabileceğinden endişe edilmiştir. Bu sebeple, olgunluktan uzak şüphe uyandırıcı sorulara[3] ikna edici bir cevap mahiyetinde bazı hususların kaleme alınması elzem görülmüştür.

2. İmâm Mehdi’nin Zuhuru İcma ile Sabittir

İbn Haldun, el-Mehdi hakkındaki haberlerin bazı ravilerine yönelik eleştirileri öne çıkararak, benzer şüphelerin Sahihayn (Buhari ve Müslim)[4] ravileri hakkında da dile getirilebileceği sorusunu ortaya atmıştır. Ardından bu soruya cevaben, Sahihayn ravileri hakkında da benzer mahiyette şüpheler bulunsa bile, bu iki eserin hüsnükabul görmesi ve bu noktada bir icma bulunması sebebiyle bu şüphelerin dikkate alınmadığını ve [Sahihayn’daki haberlerin] sıhhatine tesir etmediğini belirtmiştir. Bu durum bize, İbn Haldun tarafından kabul edilen bir ilkeyi göstermektedir: İcmâya varılan mevzu’larda, ravilerdeki kusurlar zarar verici değildir. Biz de burada diyoruz ki; tıpkı Sahihayn‘ın makbuliyeti üzerinde genel bir icma olduğu gibi, Mehdi’nin zuhuru hakkındaki rivayetler de icma vardır. Sahihayn‘ın makbuliyetini sorgulayan bazılarının görüşleri nasıl ki icmayı bozmuyorsa, muhaliflerin sözleri de el-Mehdi hakkındaki icmaya tesir etmeyecektir.[5] Zira icma, genel bir konsensüs anlamına gelir ve az sayıdaki muhalifin görüşü dikkate alınmaz. Her iki durumda da icma aynı derecededir. Bu sebeple, güvenilir âlimlerin ve hadis otoritelerinin hiçbiri bu icmaya muhalefet etmemiştir. Hatta bizzat İbn Haldun’un da belirttiği üzere, “Tirmizi, Ebu Davud, Bezzar, İbn Mace, Hakim, Taberani ve Ebu Ya’la el-Mevsili”[6], bu rivayetleri; 1) Ali, 2) İbn Abbas, 3) İbn Ömer, 4) Talha, 5) İbn Mesud, 6) Ebu Hureyre, 7) Enes, 8) Ebu Said el-Hudri, 9) Ümmü Habibe, 10) Ümmü Seleme, 11) Sevban, [12) Kurra b. İyas, 13) Ali el-Hilali ve 14) Abdullah b. Haris b. Cez] ve diğerleri[7] olmak üzere birçok Sahabe’den farklı isnad zincirleriyle nakletmişlerdir. Dolayısıyla, Sahihayn‘daki bazı ravilerde bulunan kusurlar, onların güvenilirliği konusundaki icmaya nasıl tesir etmiyorsa, el-Mehdi hakkındaki haberlerin bazı ravilerindeki kusurlar da onun beklenen zuhuru konusundaki icmaya tesir etmez.

Hatta el-Mehdi hakkındaki icma, Sahihayn‘ın makbuliyeti üzerindeki icmadan daha ziyade kabule şayandır; çünkü ilki (el-Mehdi icması) nakledilen metne (nass) dayanırken, Sahihayn hakkındaki icma re’ye (görüşe) dayanmaktadır; nitekim yazar Sahihayn‘ı kendi görüşü için [onu destekleyen bir nass olmaksızın] delil olarak kabul etmiştir. Esasen, eldeki meselede icma otoritesi bilinmese dahi, konu salt re’y ile tespit edilemeyeceği için yine de nassa dayanacaktı. Ancak bu durumda icmanın otoritesi bilfiil mevcuttur. Dahası, derin ilim sahibi âlimlerin sözünü desteklemek için icma noktasına dair senet bilgisi şart değilken; zayıf halkalarla da olsa bunun bilinmesi icmayı takviye eder ve güçlendirir. Sahihayn‘da el-Mehdi hakkında bir rivayet bulunmaması, iki sebepten ötürü genel icmaya halel getirmez. Birincisi, Sahihayn‘da böyle bir rivayetin olmadığını söylemek doğru değildir. Aslında Sahih-i Müslim‘de, her ne kadar sarih (açık) olmasa da mevcuttur;[8] ancak aşağıda açıklanacağı üzere mübhem (kapalı) olan, müfesser (açıklanmış) olanın ışığında değerlendirilir. Dolayısıyla Sahihayn dahi konuyla ilgili rivayetlerden yoksun değildir. İkincisi, hadis âlimleri (muhaddisîn) ve usul âlimlerinin (usuliyyîn) açıkladığı üzere, icma, herkesin tek tek olumlu delil sunmasını gerektirmez; bilakis birinin görüşünü neşretmesi ve diğerlerinin buna itiraz etmemesi icmayı ispat etmek için yeterlidir. Bu sebeple, Buhari ve Müslim’in bu rivayeti inkâr ettiğine dair bir delil olmadığı sürece, [olumlu delil eksikliği] icmaya zarar vermez.[9] Ayrıca, konuyla ilgili rivayetler Buhari ve Müslim’den önce de meşhurdu ve kimse bunları inkâr etmemişti. Böylece icma [zaten] oluşmuştu ve daha sonra gelen bazı kimselerin muhalefeti, önceki nesillerin icmasını geçersiz kılmaz. Bu sebeple, el-Mehdi’nin zuhuru konusunda genel bir icma olduğu gerçeği yazar tarafından da ikrar edilmiştir. O şöyle yazar: “Bütün çağlarda Müslümanlar arasında meşhurdur [ve genel kabul görmüştür] ki, ahir zamanda Ehl-i Beyt’ten bir adam mutlaka zuhur edecektir…”[10]

3. İmâm Mehdi hakkındaki rivâyetler mütevatirdir

Hadis âlimleri, hadisin mütevatir (kesintisiz/sürekli) olarak nitelendirilmesi konusunda ihtilaf etmiş olsalar da, yetkin otoriteler, hadis eserleri dikkatle incelendiğinde tevatür derecesine ulaşan [büyük] sayıda haberin bulunacağını açıklamışlardır.[11] Dolayısıyla, el-Mehdi hakkındaki rivayetlerin sayısının, diğer birçok rivayet gibi kesinlikle bu dereceye ulaşacak kadar çok olduğu açıktır. 2. başlık altında belirtildiği üzere, bu rivayetin her tabakadakis ravileri o kadar çoktur ki, bu münferit senet zincirleri hep birlikte mütevatir olarak derecelendirilebilir. Mütevatir haberler için [tüm] ravilerin güvenilirliğinin şart olmadığı sabittir. Hal böyleyken, güçlü eleştirilerin bile zarar vermediği bir bağlamda, zayıf ve tartışmalı eleştirilerin ne etkisi olabilir?

4. el-Mehdi Hadisleri Hakkındaki Eleştiriler Tartışmalıdır

İbn Haldun, eleştirilen ravilerin çoğunun güvenilirliğini bizzat diğer hadis otoritelerinden alıntılayarak aktarmıştır. Dolayısıyla eleştiri tartışmalıdır ve bu sebeple İbn Haldun, olumsuz eleştiriyi (cerh) aktarmadan önce, olumsuz eleştirinin olumlu eleştiriye (ta’dil) takdim edilmesi (öncelenmesi) ilkesine vurgu yapmıştır.[12] Birincisi, bu ilkenin kendisi zannîdir. İkincisi, tartışmaya açıktır. Üçüncüsü, bir Müslüman için [özellikle ilk üç nesilden ise] güvenilirlik aslolandır (a priori) ve “yakîn, şek ile zail olmaz” (kesinlik şüpheyle ortadan kalkmaz) kaidesi gereği, yazarın da belirttiği gibi olumsuz eleştirilerin çoğunun tartışmalı olduğu durumlarda, olumlu eleştiriyi olumsuz eleştiriye öncelemek için alan vardır. Dördüncüsü, bu olumsuz eleştiri ancak tevatür veya icma ile desteklendiğinde zarar verici olabilir ki, burada böyle bir durum söz konusu değildir.

5. Zayıflık Varsa Bile, Rivayetlerin Çokluğu ile Telafi Edilir

Hadis âlimlerinin belirttiği üzere, bir haberin zayıflığı, senet zincirlerinin çokluğu ile telafi edilir. Üzerinde ittifak edilen zayıflık bu şekilde telafi ediliyorsa, üzerinde ihtilaf edilen zayıflık neden telafi edilmesin? Kaldı ki yukarıda belirtildiği üzere, [senetlerin] çokluğu tevatür derecesine ulaşmış kabul edilebilir.

6. İcma, Eleştirilen Ravilerden Önce Oluşmuştur

Âlimlerin beyanına göre, bir müçtehidin bir rivayeti delil olarak kullanması (ihticac), onun o rivayeti sahih kabul etmesi (tashih) sayılır[13] ve sonraki ravilerin zayıflığı, önceki âlimlerin rivayete dayanmalarını (ihticac) sorgulatmaya mahal vermez.[14] Dolayısıyla, eleştirilen ravilerden önce gelen âlimler bu kehanete inandıklarına göre, konuyla ilgili hadislerin güvenilirliğini [zımnen] tasdik etmişlerdir ve zamanla senede sızan zayıflıklar, onların hadislerle delil getirmelerine tesir etmez. Sonraki âlimlerin, selefin otoritesine dayanarak hadisi sahih kabul etmesine gelince; bunun onlara göre sürekliliği (ittisali), Buhari’nin muallak (askıda) rivayetleri gibidir. Buhari, sahih olduğundan emin olduğu bir rivayeti senedi olmaksızın getirdiğinde, o rivayetin senedi [normal şartlarda] aranmaz ve onun tashihine güvenilir. Ancak Buhari’nin bunu gerçekten naklettiği teyit edilmelidir. Biz, eğer tashih ilk nesillere atfediliyorsa, sonraki nesillerin delilinin de doğrulanmış olduğunu ispatladık.

7. İbn Haldun Tüm Rivayetlerin Zayıflığını İspatlayamamıştır

7.1 el-Mehdi İsmini Açıkça Zikreden Rivayetler

Yazar, el-Mehdi ismini açıkça zikreden bazı hadisleri eleştirmekte başarısız olmuştur.[15] Süleyman b. Ubeyd yoluyla gelen Hakim rivayetini[16] getirmiş ve Hakim’in “İsnad zinciri açısından sahihtir, ancak [ne Buhari ne de Müslim] bunu neşretmemiştir”[17] sözünü alıntılamıştır. Ardından gelen “Kütüb-i Sitte yazarlarından hiçbiri Süleyman b. Ubeyd’in bir hadisini neşretmemiştir” ifadesi davaya zarar vermez; zira kimse bunun bir ravi için zayıflık sebebi olduğunu zikretmemiştir. Bu sebeple yazar bile bununla yetinmeyip şunu eklemiştir: “Ancak İbn Hibban es-Sikat’ta onu zikretmiş ve onun aleyhinde konuşan kimseyi görmedik.”[18]

Başka bir hadisi[19] tartışırken Hakim’in “Bu, Buhari ve Müslim’in şartlarına göre sahih bir hadistir” sözünü alıntılamış ve bunun Buhari’nin şartlarına uygun olmadığını ispatlamış, ancak senedinde Buhari’nin değil ama Müslim’in rivayet aldığı raviler bulunduğu için “yalnızca Müslim’in şartlarına göre sahih olduğunu” kabul etmiştir. Ammar ed-Duhnî’nin Şii eğilimleri hakkındaki gözleme gelince; onun [Sahih-i] Müslim’de bir ravi olduğu ve Müslim’in rivayetlerinin sahih olduğu kabul edildikten sonra bunun bir zararı yoktur. Aşikârdır ki Müslim’in rivayetlerinin güvenilirliği sadece onun İmam Müslim olması sebebiyle değil, zayıf ravilerden rivayet etmeyen büyük bir münekkit (eleştirmen) olması sebebiyledir. Dolayısıyla onun Ammar ed-Duhnî’den rivayet etmesi, onun hakkındaki eleştiriyi hadisin sıhhatini bozacak yeterlilikte görmediğini gösterir.[20] Bu, güvenilirlik meselesinde asıl olanın [doktrinel eğilimden ziyade] doğruluk (sıdk) ve hafıza (zapt) olmasından kaynaklanır.[21] Çoğu münekkit, bu iki hususta tatmin olduktan sonra hadisi rivayet etmiştir. Böylece Ammar’ın İmam Müslim nezdinde bir ravi olması, hadisin sıhhati için kâfidir.

7.2 el-Mehdi İsmini Zikretmeyen Haberler

Ve [İbn Haldun’un zayıf olduğunu göstermediği] bazı hadis rivayetleri, el-Mehdi ismini açıkça zikretmez; Hakim’in Avf [b. Ebi Cemile el-A’rabî] yoluyla gelen ve hakkında Hakim’in “Buhari ve Müslim’in şartlarına göre sahihtir, ancak ikisi de bunu neşretmemiştir”[22] dediği rivayet gibi.

Ayrıca Taberani’nin bir rivayetini[23] herhangi bir kusur belirtmeden alıntılamıştır. Taberani’nin “Bu hadis Ebu’s-Sıddık’tan birçok kişi tarafından rivayet edilmiştir. Ebu’l-Vasıl hariç hiç kimse onunla Ebu Said arasına başka bir ravi sokmamıştır. O ise bunu Hasan b. Yezid’den, o da Ebu Said’den rivayet etmiştir” ifadesine gelince; bu zarar verici değildir, çünkü hadis âlimlerine göre güvenilir bir ravinin ziyadesi makbuldür. Bu bir çelişki değil, ziyadedir (eklemedir); çünkü diğer rivayetlerde Ebu’s-Sıddık, rivayet usulünü belirtmeden Ebu Said’den nakletmektedir. Dolayısıyla diğer isnad zincirleri bunu yalanlamaz. Sadece bir ziyade olduğunda ve ravi güvenilir olduğunda bunun ne zararı olabilir? Yazarın Zehebi’den Hasan b. Yezid’in meçhul (az tanınan) olduğunu naklettiği iddia edilebilir. Bu mübhem (belirsiz) bir olumsuz eleştiridir ve yazar tarafından hemen akabinde alıntılanan “İbn Hibban onu es-Sikat‘ta zikretmiştir”[24] şeklindeki olumlu eleştiri ile hükmü kalkar. Bu, Ebu Hanife’nin yaş hurma satışı hadisinin ravisi Zeyd b. Ayyaş hakkında onun meçhul olduğunu söyleyerek eleştirmesi, diğer tüm hadis âlimlerinin ise Zeyd’in filanca kişi olduğunu ve Ebu Hanife onu tanımıyorsa diğerlerinin tanıdığını söyleyerek cevap vermesi gibidir. Eğer hadisin ravisi Ebu’l-Vasıl hakkında yazarın “Kütüb-i Sitte yazarlarından hiçbiri Ebu’l-Vasıl’ın bir hadisini neşretmemiştir” dediği öne sürülürse, bu itiraza zaten cevap verilmiştir. Dahası yazar bizzat şöyle yazar: “İbn Hibban onu es-Sikat‘ta ikinci tabakada zikretmiş ve hakkında ‘Enes’ten hadis rivayet etmiştir, Şu’be ve Attab b. Beşir de ondan rivayet etmiştir’ demiştir.”[25] ‘Hadiste Müminlerin Emiri’ olan Şu’be ondan rivayet ettiğinde, altı temel eserin ondan rivayet almamış olması önemsiz kalır.

7.3 Sahih-i Müslim’den Hadis Haberleri

Yazar İbn Haldun, Sahih-i Müslim’den de birkaç haber zikreder.[26] Sahih-i Müslim’de alıntılamadığı başka bir hadis daha vardır. O hadiste [Cabir b. Abdullah dedi ki: Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu işittim:] “…Meryem oğlu İsa inecek ve emîrleri ona: ‘Gel bize namaz kıldır’ diyecek, fakat o: ‘Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinizin emîrisiniz’ diyecektir.”[27] Bu rivayetler yazara göre de güvenilirdir. Bu sebeple çeşitli hadisleri eleştirdikten sonra şu istisnayı yapmak zorunda kalmıştır: “Din otoriteleri tarafından el-Mehdi ve onun ahir zamanda zuhuru hakkında neşredilen hadislerin hepsi bunlardır. Bunların ne olduğu görülmüştür. Çok azı eleştiriden uzaktır.”[28] Öncelikle sahih hadislerin sadece ‘birkaç tane’ olduğunu söylemek doğru değildir. Yazar tarafından bildirilen rivayetlerin sayısı beş-altı yüzdür ve buna ‘az’ demek haklı bir gerekçe değildir. Bu durum hadis uzmanlarınca malumdur. Dahası, bu iddia kabul edilse bile, el-Mehdi meselesini tartışmalı hale getirmez; zira ahad (mütevatir olmayan) haberler de şeriatta, özellikle inkârı küfür değil sadece bidat olan meselelerde delildir. el-Mehdi’nin zuhuru meselesi bu kategoridedir. Zikredilen diğer birçok faktörle desteklendiği için, pratikte müstefiz (yaygın) bir haber gibidir. [Sahih-i Müslim’den gelen] bu rivayetler hakkında yazarın “[Müslim’in] hadisleri el-Mehdi’den bahsetmez ve onlarda kastedilenin el-Mehdi olduğuna dair bir delil yoktur”[29] dediği ileri sürülebilir. Bu itiraza cevap şudur: el-Mehdi isminin açıkça zikredilmemesi bir sorun teşkil etmez.

7.4 Müfesser (Açık) Rivayetler Mübhem (Kapalı) Olanları Açıklar

Yazarın argümanı “onlarda kastedilenin el-Mehdi olduğuna dair bir delil yoktur” şeklindedir; ancak bir delil sunulursa argümanı çürütülmüş olur. Şunu arz ederiz ki; hadis âlimleri, bir hadisin metni veya senedi mübhem (kapalı), diğerininki müfesser (açık) ise ve ikisi arasındaki bağlantıyı ispatlayacak makul bir delil varsa, mübhem olanın müfesser olanın ışığında anlaşılacağı konusunda neredeyse hemfikirdir. Hadis âlimlerinin yanı sıra, yazarın kendisi de bu ilkeyi kabul etmiştir. Tartışmanın bir yerinde, yazar tarafından alıntılanan Sünen-i Ebu Davud’dan bir hadisin senedi şöyledir: “Ebu’l-Halil Salih, arkadaşlarından biri aracılığıyla, Ümmü Seleme’den…”[30] ve sadece birkaç satır sonra hadisi başka bir senetle alıntılar: “Ebu’l-Halil, Abdullah b. el-Haris aracılığıyla, Ümmü Seleme’den.”[31] Bu noktada yazar şöyle der: “Bu, ilk senette ismi zikredilmeyen ravinin kimliğini açıklığa kavuşturmaktadır.” (Sonra yazar şöyle der: “Bunun ravileri Sahihayn ravileridir. Kimse onlara saldıramaz veya kusur bulamaz,” gerçi sonra iki itiraz yöneltmiştir; birincisi Katâde’nin müdellis[32] olduğu söylenir ki yazar bunu temriz sigasıyla [şüphe belirten bir ifadeyle] söylemiştir, ikincisi ise burada cevapladığımız el-Mehdi isminin geçmediği itirazıdır. Her halükarda bu sadece bir ara nottur ve eldeki konuyla doğrudan ilgili değildir). İkinci senedin getirdiği bu açıklık, kapalının açık olana göre yorumlanacağını gösterir; aksi takdirde biri ilk senette [Ebu’l-Halil’in] arkadaşının isminin geçmediğini, bunun nasıl bilinebileceğini söyleyebilirdi. Kısacası bu ilke hadis âlimlerince sabittir ve yazar da bunu bizzat kabul ve ikrar etmiştir. Kıyas yapıldığında, el-Mehdi ismini açıkça zikreden rivayetler ile zikretmeyen rivayetlerin senetleri ve içerikleri arasındaki yakınlık, her makul insana bunların aynı kişiye işaret ettiğini açıkça gösterecektir.

Tüm hadis âlimlerinin bu kapalı rivayetleri [el-Mehdi isminin geçmediği] el-Mehdi ile ilgili bölümlere yerleştirmesi, bunun için kesin bir delildir. Yazar, bazı hadis âlimlerinin “Tirmizi’nin hadisinin, Müslim’in Sahih’inde naklettiği hadislerin bir tefsiri olduğu söylenmiştir”[33] sözünü bizzat alıntılamıştır. Bunu zayıf bir ifadeyle zikretmesi amacımıza zarar vermez; zira biz yazarın ifadesinden bir sonuç çıkarma peşinde değiliz, amacımız hadis âlimlerinin pozisyonunu göstermektir. Bu ilkenin yazarın kendi sözleriyle nasıl desteklendiği yukarıda zikredilmiştir. Dolayısıyla, el-Mehdi ismini açıkça (sarih) zikreden haberlerle zikretmeyenlerin köken itibariyle bir olduğu kesin olarak ispatlanmıştır. Bazı haberlerde ismin zikredilmemesinin sonucumuza olumsuz bir etkisi yoktur ve uzak manalar aramak ciddiye alınmayı hak etmez. Ciddiye alınmayı hak etmemelerinin sebebi, delille desteklenmemeleri, hatta bazılarının delile aykırı çıkarımları olması ve bu sebeple hükümsüz olmalarıdır. İkincisi, el-Mehdi ismini zikretmeyen bu açık olmayan hadisler göz ardı edilse bile, açıkça zikreden rivayetler yeterlidir; çünkü daha önce belirtildiği üzere, bu tür konularda ahad haberler dahi, özellikle defalarca belirtildiği gibi çok sayıda güçlü karine ile desteklendiğinde bir delildir.

Mübhem olanı anlamak için müfesser olanı kullanma ilkesinin örneği şöyledir: Bir kişi “bugün beni şu şu özelliklere sahip bir kişi ziyaret etti” dese, sonra “Bugün beni şu şu özelliklere sahip Zeyd ziyaret etti” deyip aynı özellikleri saysa; herkes ilk ifadede bahsedilen bilinmeyen kişinin Zeyd olduğunu anlayacaktır.

8. “İsa’dan Başka Mehdi Yoktur” Hadisinin Sıhhati ve Anlamı

el-Mehdi’yi inkâr eden bazıları [لا مهدي إلا عيسى بن مريم] “Meryem oğlu İsa’dan başka Mehdi yoktur” rivayetini delil göstermişlerdir. Ancak bu delil sağlam değildir. Birincisi, İbn Haldun’un da kabul ettiği üzere rivayet zayıf ve muzdariptir (karışıktır).[34] İkincisi, yoruma açıktır. Aslında, el-Mehdi hakkındaki haberlerin yerleşik otoritesi sebebiyle, kesinlikle zahiri manasının dışında yorumlanması gerekir; çünkü hadiste zikredilen el-Mehdi’nin özellikleri, el-Mehdi ile İsa arasındaki farkı ispatlamaktadır. Dolayısıyla zahiri manalar mümkün olmadığında, mecazi olarak yorumlanmalıdır. Çeşitli yorumlarına gelince; bazıları yazarın alıntıladığı üzere bunun beşik (mehdi) ile ilgili olduğunu söylemiştir, gerçi yazar el-Cüreyc hakkındaki hadisle kıyaslayarak bunun zayıflığını da göstermiştir.[35] Ancak eğer bu Peygamberlere mahsus kabul edilirse, yazarın itirazı cevaplanabilir. Bazıları “mehdi” kelimesini sözlük anlamıyla [yani hidayete ermiş kişi] anlamış ve “mutlak, ıtlak olunduğunda kemâline masruftur” [المطلق اذا اطلق يراد به الفرد الكامل] kaidesince, ancak bir Peygamberin kâmil manada hidayete ermiş kişi olabileceğini söylemiştir. Böylece mana, “Benden sonra İsa dışında kâmil manada hidayete ermiş [mehdi-i kâmil] kimse yoktur” olur. Açıklamak gerekirse; Hz. Peygamber “Benden sonra nebi yoktur” sözüyle kendisinden sonra peygamber gelmeyeceğini ilan etmiştir. Bu genel ifade, kendisinden sonra ne bağımsız ne de kendisine tabi olarak hiçbir peygamberin gelmeyeceğini ima ediyordu. Bu yüzden o bu anlayışı reddetti ve “İsa benim tabim olarak gelecek” dedi. Bağımsız kapasitede “hâdi” (yol gösterici) rolü bir Peygamberde daha belirgin olduğu gibi; bir tabi olarak da “mehdi” (hidayet edilen) özelliği öne çıkar, öyle ki onun rehberlik rolü bizzat hidayet edilmiş olmasından neşet eder. Bu manada İsa, mehdi olarak isimlendirilmiştir. Diğer bir ifadeyle bu, benden sonra peygamber olarak sadece İsa tabi olarak gelecektir, demektir. Üçüncü yorum ise ki bu en kolayı, en basiti ve rivayetin lafzına en yakın olanıdır; bu yazar [yani Tehanevi], Allah’tan gelen bir ilhamla ve hadisin asıl manasının bu olduğu güveniyle yazar: Bu kelime dizilimi iki şey arasındaki birliği (ittihad) ve yakınlığı (iktiran) ifade etmek için kullanılır. Buna göre mana, el-Mehdi ile İsa’nın bir olduğudur; burada el-Mehdi mübteda (özne), İsa haberdir (yüklem). Haber açısından birlik ve yakınlık bazen hakiki, bazen mecazidir. Örneğin iki şey zaman bakımından yakın olduğunda ve biri diğerinin alameti olduğunda, aşağıdaki hadiste olduğu gibi zaman faktörü açısından özne ve yüklem olarak kabul edilirler:

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «عمران بيت المقدس خراب يثرب، وخراب يثرب خروج الملحمة، وخروج الملحمة فتح قسطنطينية، وفتح القسطنطينية خروج الدجال»

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
Beytü’l-Makdis’in imarı Yesrib’in (Medine) harabıdır; Yesrib’in harabı melhamenin (büyük savaşın) çıkışıdır; melhamenin çıkışı İstanbul’un fethidir; İstanbul’un fethi ise Deccal’in çıkışıdır.[36]

Bu hadiste, haberin özne ile aynı manada [sebep-sonuç] ilişkilendirildiği dört mesele vardır. Bu anlaşılırsa, “Meryem oğlu İsa Mehdi’dir” ifadesinin manası gün gibi aşikâr olur ki; İsa’nın inişi, el-Mehdi’nin zuhurunu takip edecektir. Dolayısıyla zaman yakınlığı, ikisinin mecazi birliğini meydana getirmiştir. Her halükarda, el-Mehdi inkârcılarının delili hükümsüz kılınmıştır.

9. el-Mehdi ve Sufilerin Sözleri

Daha sonra yazar, Sufilerin (mutasavvıfların) konu hakkındaki görüşlerini zikretmiş ve eleştirmiştir. Ancak bu da davaya zarar vermez; çünkü dava mistik keşfe değil, sahih hadislere dayanmaktadır. Bununla birlikte keşif, kalp huzuruna vesile olur ve şer’i bir delil olmasa da şeriat onu reddetmemiştir. Hatta şer’i kaynaklar onu ispatlar. Bu sebeple, [kalp ve zihin huzuru sağlama açısından] keşiften daha aşağı derecede olan rüyalar, sahih hadis rivayetlerinde aynı minvalde zikredilmiştir. Kadir Gecesi hakkında, “Görüyorum ki rüyalarınız [Kadir Gecesi’nin] son yedi gecede olduğu hususunda tevafuk etmektedir”[37] denilmiş ve Ezan konusunda bir hadiste “bu sadık bir rüyadır”[38] buyrulmuştur. Başka bir hadiste “[Salih] rüyalar Allah’tandır”[39] ve “Müjdeci rüyalar hariç Peygamberlikten geriye hiçbir şey kalmamıştır”[40] denilmiştir ve [daha] başka rivayetler de vardır. Zayıf olanın bir konumu varken, güçlü olanın neden bir konumu olmasın? Dahası, keşif hadislerle açıkça ispatlanmıştır. Hz. Ömer’in “kendisine ilham olunan kişi” [muhaddes] olarak nitelendirilmesi buna delildir. Ayrıca Sahabe’nin ve birçok salih zatın keşif yoluyla bilgi verdikleri güvenilir yollarla nakledilmiştir. Ve bunun aynen çıktığı mütevatir haberlerle sabittir, öyleyse nasıl inkâr edilebilir? Ancak herhangi bir şer’i hükümle çelişen bir keşif, ya reddedilir ya da tevil gerektirir. Aksi takdirde kendi hakkıyla geçerlidir ve hadislerle uyuşup onları destekliyorsa, kabulü tartışma götürmez. Dahası, hadiste belirtilmeyen bir şeyi zikrediyorsa, bu makul bir şekilde çelişki olarak adlandırılamaz ve tüm keşfi şaibeli kılmaz. Bunun bir örneği, yazarın İbnü’l-Arabî’den naklettiği şu sözdür: “Onun zuhuru, Hicret’ten sonra ‘kh-f-j’ (خ – ف – ج) yılları geçtiğinde gerçekleşecektir.” Sonra bunu şöyle açıklamıştır:

O üç harf yazdı. Bunlarla onların sayısal değerlerini kastetti; kh (hı) 600, f (fe) 80 ve j (cim) 3’tür. Bu da 683 yılını veya yedinci yüzyılın sonunu eder.[41]

İbn Haldun bunu bu şekilde yorumladıktan sonra şöyle itiraz eder: “Bu zaman geçti ve el-Mehdi zuhur etmedi.” Buna zaten temel bir cevap verilmiştir ki; ikincil bir yönün yanlış çıkması, keşfin asıl noktasını sorgulatmaya mahal vermez. İkincisi, bu itiraz zikredilen yoruma yöneliktir ki bu kesin değildir; çünkü bu sadece İbn Haldun’un görüşüdür. İbnü’l-Arabî’nin bunu başka bir şekilde kullanmış olması mümkündür. Hatta bu, kesinliğe yakın bir ihtimaldir; zira bu kâtip [yani Tehanevi] Mekke’de “eş-Şeceratü’n-Nu’maniyye”[42] adında keşiflere dayalı bir risale görmüştür. İçinde, bazıları bilfiil gerçekleşmiş birçok kehanet vardır ve şerh edenler (şarihler) bunları sayısal değerlere göre değil, bu kâtibin onca kafa yormasına rağmen çözemediği başka bir yolla açıklamışlardır. Ve tuhaftır ki kullanılan deyim tutarlı bile değildir, aksine her örnekte değişmektedir; çünkü onların [Sufilerin] niyeti bu şeyleri gizli tutmaktı. Bu yüzden farklı sembolizmler kullanmışlardır. Ve sonra birisinin anlayabileceğinden korkarak okuyucuya, anlasa bile asla telaffuz etmemesi için kuvvetle yalvarmışlardır. İlginçtir ki, sembolizmi çözen şarihler bile bunu kendi şifreli kelimeleriyle yapmış ve sonra sırayla benzer yalvarmalarda bulunmuşlardır. Bu arka planda, İbnü’l-Arabî’nin alfabetik [ebced] değerleri kastetmiş olması nasıl mümkün olabilir? Çünkü bu değerler o kadar iyi bilinmektedir ki çocuklar bile bilir. Öyleyse bunu gizli tutmak nasıl mümkün olabilirdi ve eğer bu kitlelerin bile anlayabileceği bir şeyse tüm o yalvarmaların faydası neydi? Esasen, kuvvetli yalvarma, İbnü’l-Arabî’nin niyetinin onu gizli tutmak olduğuna ve dolayısıyla onu bu kadar bilinen bir yöntemle şifrelemenin asıl amacına aykırı olacağına şehadet eder. Aynı mantığı kullanarak İbn Haldun, semboller kullanarak gömülü hazineleri bulmaya çalışanları bizzat eleştirmiştir:

Gömülü hazineler (rikaz) -Peygamber hadislerinde zikredildiği ve fakihlerin varlığını kabul ettiği üzere, yani İslam öncesi dönemlerde gömülenler- sistematik aramayla değil tesadüfen bulunur. Ayrıca, parasını saklayan ve onu tılsımlı işlemlerle mühürleyen, böylece onu gizli tutmak için olağanüstü çaba sarf eden biri, neden ilgilenen herkesin bulabilmesi için ipuçları ve işaretler koysun? Neden herhangi bir dönem ve bölgedeki insanlar hazinesini bulabilsin diye yazılı bir liste yapsın? Bu, onu gizli tutma niyetiyle çelişirdi.[43]

Dolayısıyla, söz konusu şifreleme bilinmemektedir ve şifreleme kuralı bilinmeden nasıl yorum yapılabilir? Başka bir yerde [aynı kitapta] İbn Haldun şöyle yazar: “Çünkü sadece önceden bilinen veya yerleşmiş kurallar bu tür bulmacaların çözülmesine yol açabilir.”[44] Bu sebeple, yazarın [İbnü’l-Arabî’nin sözlerine getirdiği] yorumun doğruluğu ispatlanmadığında, bilakis yukarıdaki argümanlarla aksi ispatlandığında, itirazın kendisi hükümsüz kalır. Oysa keşfin geçerliliği hadisle sabittir ve yazarın kendisi de aynı kitapta başka bir yerde bunu kabul etmektedir:

(Doğaüstü algının) (Sufiler) arasında meydana geldiği iyi bilinmektedir. Onlar doğaüstü deneyimlerine ve zihin okumalarına “firaset” ve (duyu algısı perdesinin) “kaldırılması” (keşf) derler. Doğaüstü faaliyet deneyimlerine “ilahi lütuf fiilleri” (keramet) derler. Bu şeylerin hiçbiri onlara yakışmayacak şeyler değildir.[45]

Geçerliliği de kabul edildikten sonra [ortaya atılan itirazın zayıflığıyla birlikte], tüm sorular hükümsüz kalır.


Kaynaklar ve Notlar:

[1] Risalenin orijinal başlığı: مؤخرة الظنون عن ابن خلدون (İbn Haldun’un Şüphelerini Giderme). Imdad al-Fatawa, Karachi: Maktaba Darul ‘Uloom, 2010, Cilt 6, s. 247-256.

“Maulana Ashraf ‘Ali Thanwi – Mujaddid al-Millat (Topluluğun Yenileyicisi) ve Hakim al-Ummat (Topluluğun Hekimi) olarak anılmaktadır – muhtemelen Dar al-‘Ulum Deoband’ın en ünlü mezunudur. İslam tarihi boyunca en üretken yazarlarından biri olmuş ve neredeyse tüm İslami disiplinler üzerine eserler kaleme almıştır. 1362/1943 yılında vefat etmiştir.” Bkz., Taqi Usmani, Muhammad, The Great Scholars of the Deoband Islamic Seminary, London: Turath Publishing, 2013, s. 40.

[2] Şeyh Ahmad Shakir (1377/1958) şöyle yazmaktadır:

أما ابن خلدون، فقد قفا ما ليس له به علم، واقتحم قُحَما لم يكن من رجالها، وغلبه ما شغله من السياسة وأمور الدولة، وخدمة من كان يخدم من الملوك والأمراء، فأوهم أن شأن المهدي عقيدة شيعية، أو أوهمته نفسه ذلك

“İbn Haldun, bilmediği konuların peşinden gitmiş ve uzman olmadığı işlere dikkatsizce dalmıştır. Daha ziyade politika ve devlet işlerine ve kralların ve emirlerin hizmetinde bulunmaya meşguldü. Bu durum, ona al-Mahdi’nin sadece Şiî inancı olduğuna dair bir yanılgı vermiştir veya bu yanılgıya kendisi düşmüştür.” Bkz., Musnad Ahmad, Kahire: Dar al-Hadith, 1995, Cilt 3, s. 492, Hadis 3571.

[3] Maulana Thanwi, İbn Haldun’un itirazlarını çürüten tek kişi değildi. Şeyh Ahmad bin Muhammad al-Siddiq al-Ghumari (ö. 1380/1960), bu konuyla ilgili özel bir risale kaleme almıştır: Ibraz al-Wahm al-Maknun min Kalam Ibn Khaldun (İbn Haldun’un Al-Mahdi Hakkındaki Argümanlarındaki Gizli Kusurların Açıklaması). Ayrıca, Ahmad Shakir, al-Albani ve ‘Abdul Rahman al-Mubarakpuri gibi birçok müellif, al-Mahdi hakkındaki çeşitli rivayetleri tartışarak İbn Haldun’un argümanlarına yorum getirmiştir.

[4] Yani, Sahih Buhari ve Sahih Muslim.

[5] Bkz., Al-Ghumari, Ahmad bin Muhammad al-Siddiq, Ibraz al-Wahm al-Maknun min Kalam Ibn Khaldun, Şam: Matb’ah al-Tarqi, 1347 H, s. 446-447. Sahip olduğum nüshada sayfa numaraları 432’den başlamaktadır; muhtemelen orijinal olarak daha büyük bir koleksiyonun parçasıydı.

[6] İbn Haldun, al-Mahdi hakkında hadis rivayet eden Ahmad, al-Dani, al-Daraqutni, al-Harith bin Abi Usamah, Abu Nu’aym, al-Khatib ve Ibn al-Asakir gibi bilinen âlimleri zikretmemiştir. Aslında Muslim de al-Mahdi hakkında rivayetler nakletmiştir, ancak isim zikredilmemiştir. (Bkz. Not 26 ve 27)

[7] Bu, al-Mahdi hakkındaki rivayetleri nakleden Sahabe isimlerinin tam listesi değildir. Diğer nakledenler arasında: 15) Cabir bin Abdullah (bkz. not 27), 16) Huzeyfe bin el-Yemen, 17) Osman, 18) Ebu Umame, 19) Ammar bin Yasir, 20) Cabir bin Macid, 21) Abdulrahman bin Avf, 22) İmran bin Hüseyin, 23) Hüseyin bin Ali, 24) Temim el-Dari, 25) Amr bin Marra el-Cuhni, 26) Ma’az bin Cebel bulunmaktadır. Bkz., al-Kattani, Nazam al-Mutanathir min al-Hadith al-Mutawatir, Kahire: Dar al-Kutab al-Salafiyya, s. 225-6; ve Ibraz al-Wahm, s. 437-438. Böylece toplamda 26 Sahabe’nin isimleri elde edilmiştir; Sahabe ve Tabiin’den nakledilen rivayetlerin sayısı oldukça fazladır.

[8] Bkz. aşağıdaki bölüm 7.3.

[9] Aslında Buhari, al-Mahdi hakkında rivayetler nakletmiştir; ancak bunlar Sahih’te değil başka bir eserinde geçer. Tarikh al-Kabir’de iki rivayet zikretmiştir; biri Umm Selame’den, diğeri Sa’id bin el-Musayyib’den nakledilmiştir. Bkz., Tarikh al-Kabir, Cilt 3, s. 346; Cilt 8, s. 406.

[10] İbn Haldun, Mukaddime, Çev. Franz Rosenthal, New Jersey: Princeton University Press, 1980, Cilt 2, s. 156. Tüm referanslar 1980 baskısı çeviriden alınmıştır; akışı ve açıklığı sağlamak için çeviride zaman zaman düzenlemeler yapılmıştır.

[11] Birçok âlim bu hususu açıklığa kavuşturmuş ve bazıları rivayetlerin sürekliliğini (tevatur) göstermek için özel çalışmalar yapmıştır. Bunlar arasında Abu al-Hasan al-Abri, al-Qurtubi, al-Sakhawi, al-Suyuti, Ibn Hacer al-Haytami, al-Zarqani, al-Qanuji, al-Shawkani vb. yer alır. (Bkz., al-Ghumari, Ibraz al-Wahm, s. 433-434)

[12] Bu ilke doğru olmakla birlikte mutlak ve sınırsız değildir; birçok koşul bağlıdır. Bir ravi güvenilir olarak kabul edilirken detay aranmaz, ancak olumsuz tenkit gerekçeleri açık olmalıdır. İki Sahih’te bile bazı raviler eleştirilmiş, ancak geçersiz gerekçelerle ya da açıklama olmadan. Bkz., al-Ghumari, Ibraz al-Wahm, s. 459-466.

[13] Daha fazla detay ve akademik referans için bkz., ‘Uthmani, Zafar Ahmad, Qawa’id fi ‘Ulum al-Hadith, Ed. Abdul Fattah Abu Ghuddah, Karachi: Idarah al-Qur’an wa ‘Ulum al-Islamiyyah, n.d., s. 167-175.

[14] ‘Uthmani, Zafar Ahmad, Qawa’id fi ‘Ulum al-Hadith, Ed. Abdul Fattah Abu Ghuddah, Karachi: Idarah al-Qur’an wa ‘Ulum al-Islamiyyah, n.d., s. 57-59.

[15] İbn Teymiyye, ümmetin erken dönem âlimlerini savunarak şöyle yazar:

بل الذين كانوا قبل جمع هذه الدواوين كانوا أعلم بالسنة من المتأخرين بكثير؛ لأن كثيرا مما بلغهم وصح عندهم قد لا يبلغنا إلا عن مجهول؛ أو بإسناد منقطع؛ أو لا يبلغنا بالكلية, فكانت دواوينهم صدورهم التي تحوي أضعاف ما في الدواوين, وهذا أمر لا يشك فيه من علم القضية

“Gerçekten de bu derlemelerden önce gelenler, sonraki nesillere göre sünnet konusunda çok daha bilgiliydi. Çünkü onlara ulaşan ve doğruluğu kabul edilen sünnet, bizim elimize ancak bilinmeyen ravilerden ya da kopuk isnadlarla ulaşmış olabilir veya hiç ulaşmamış olabilir. Dolayısıyla, onların ‘hadis derlemeleri’ kalplerinde muhafaza edilmekteydi ve fiziksel derlemelerde bulunanların birkaç katını içeriyordu. Bu konuda bilgili olan kimse bundan şüphe etmez.” (al-Harrani, Ibn Taymiyya, Raf’ al-Malam an al-A’immah al-A’lam, çev. Abdul Hakim al-Matroudi, Insight, s. 335)

[16] Ebu Sa’id el-Hudri’den rivayet edilmiştir:

أن رسول الله صلى الله عليه وسلم، قال: «يخرج في آخر أمتي المهدي يسقيه الله الغيث، وتخرج الأرض نباتها، ويعطي المال صحاحا، وتكثر الماشية وتعظم الأمة، يعيش سبعا أو ثمانيا» يعني حججا

“Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: ‘Ümmetimin son zamanında al-Mahdi çıkacaktır. Allah ona yağmurdan içecek verir ve toprak bitkilerini çıkarır. Parayı adaletle dağıtır. Büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar çoğalır, ümmet büyür. Yedi veya sekiz yıl yaşar’ – yani mevsimler.” (al-Mustadrak, Hadis 8673)

[17] El-Zehabi, el-Hakim ile aynı kanaatte olup rivayeti sahih olarak derecelendirmiştir. El-Albani de sahih olarak derecelendirmiş ve Silsilah al-Ahadith al-Sahihah, No. 711’de detaylı tartışmıştır.

[18] İbn Hibban, Süleyman bin Ubeyd’i güvenilir olarak derecelendiren tek kişi değildi. Yahya bin Ma’in de onu güvenilir (thiqah), Ebu Hatim ise doğru (saduq) olarak nitelendirmiştir. Bkz., İbn Ebi Hatim, al-Jarh wa al-Ta’dil, Haydarabad: Da’ira al-Ma’arif al-‘Uthmania, 1952, Cilt 4, s. 129.

[19] Rivayet şöyledir:

عن محمد بن الحنفية، قال: كنا عند علي رضي الله عنه، فسأله رجل عن المهدي، فقال علي رضي الله عنه: هيهات، ثم عقد بيده سبعا، فقال: ” ذاك يخرج في آخر الزمان

Muhammed bin el-Hanafiyye rivayet eder: “Biz Ali (r.a) ile beraberdik, birisi al-Mahdi hakkında sordu. Ali (r.a) ‘Heey!’ dedi, sonra parmaklarıyla yedi işareti yaptı ve ‘O, son zamanda çıkacaktır’ dedi.” (al-Mustadrak, Hadis 8659). El-Zehabi, Buhari ve Muslim’in şartlarına göre sahih olarak derecelendirmiştir.

[20] İbn Haldun, “Ahmad, Ibn Ma’in, Ebu Hatim, en-Nesai ve diğerleri onu güvenilir kabul etmiştir” demiştir. Bishr bin Marvan’a yönelik eleştirisi ise sadece Şiî sempatileri nedeniyleydi. İbn Hibban da onu güvenilirler arasında saymıştır.

[21] Al-Albani, “Ali benden, ben de ondanım; o benden sonra her müminin velisidir” hadisinin sahihliğini belirli Şiî raviler üzerinden zincirlerle göstermektedir:

أن العبرة في رواية الحديث إنما هو الصدق والحفظ، وأما المذهب فهو بينه وبين ربه، فهو حسيبه، ولذلك نجد صاحبي ” الصحيحين ” غيرهما قد أخرجوا لكثير من الثقات المخالفين كالخوارج والشيعة وغيرهم

“Hadis rivayetinde esas olan dürüstlük ve hafızadır. Mezhep meselesi, ravi ile Allah arasındadır; Allah ona hakkını verecektir. Bu nedenle, Sahihlerin yazarları al-Bukhari ve Muslim, ayrıca diğerleri de birçok güvenilir ravi üzerinden, Kharicîler, Şiîler ve diğer gruplara ait rivayetleri aktarmışlardır.” (Silsilah al-Ahadith al-Sahihah, Cilt 5, s. 262)

Ancak, bir rivayet güçlü delillere aykırı ve belirli eğilimlere sahip birinden geliyorsa sorun teşkil edebilir. Al-Mahdi hakkındaki rivayetler İslami çerçevede hiçbir şeyle çelişmez.

[22] Rivayet:

عن أبو الصديق الناجي، عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «لا تقوم الساعة حتى تملأ الأرض ظلما وجورا وعدوانا، ثم يخرج من أهل بيتي من يملأها قسطا وعدلا كما ملئت ظلما وعدوانا»

Ebu es-Sıddik en-Naci, Ebu Sa’id el-Hudri’den rivayetle şöyle dedi: “Resûlullah (s.a.v) dedi ki: ‘Kıyamet, yeryüzü zulüm, haksızlık ve saldırganlıkla dolmadan kopmayacaktır. Sonra benim ailemden biri çıkacak ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır, tıpkı haksızlıkla dolduğu gibi.’” (al-Mustadrak, Hadis 8669)

El-Zehabi ve el-Hakim, Buhari ve Muslim’in şartlarına göre sahih olarak derecelendirmiştir. Shu’ayb el-Arna’ut, Musnad Ahmad’ta (Hadis 11313) aynı şekilde derecelendirmiştir. El-Albani de sahih olarak derecelendirmiştir (Silsilah al-Ahadith al-Sahihah, Cilt 4, s. 39) ve Sahih İbn Hibban araştırmasında (Hadis 6784) aynı kanaate varmıştır.

[23] Al-Tabarani, Ebu Süleyman, Mu’jam al-Awsat, Hadis 1075.

[24] Burada Maulana Thanwi konunun özünü kaçırmaktadır. Çoğu hadis âlimi, İbn Hibban’ın al-Thiqat’ta bazı az bilinen (majhul) ravilerden söz ettiğini ve bunların güvenilir ravilerden naklettiğini belirtmiştir. Ancak bu durum, söz konusu ravinin otomatik olarak güvenilir olduğunu göstermez. Bu nedenle al-Zehabi onu hâlâ majhul olarak derecelendirmiştir. Bu rivayet ile ilgili detay için bkz. not 25.

[25] Sadece Şu’bah (bin el-Haccac) değil, iki diğer büyük hadis otoritesi de – ‘Abdul Karim el-Cezri ve Muhammed bin Selame – onun üzerinden rivayet nakletmiştir. Bkz., İbn Ebi Hatim, al-Jarh wa al-Ta’dil, Cilt 6, s. 18.

Burada tartışılan husus, rivayet zincirleridir: “Abu al-Wasil [Abdul Hamid bin Wasil] -> Abu al-Sıddık el-Naci (…?) -> Abu Sa’id.”

Daha önce, aynı rivayet için şu zincirlerde itiraz eksikliğini ve zayıflığını göstermiştik: “‘Avf bin Abi Cemile -> Abu al-Sıddık el-Naci -> Abu Sa’id” ve “Süleyman bin Ubeyd -> Abu al-Sıddık el-Naci -> Abu Sa’id.”

Aslında birçok ravi, Abu al-Sıddık el-Naci’den Abu Sa’id’e bu geleneği nakletmiştir; öyle ki El-Albani şöyle demektedir:

بل هو عندي متواتر عن أبي الصديق عن أبي سعيد الخدري

“Gerçekte, bu benim kanaatime göre, Abu al-Sıddık üzerinden Abu Sa’id el-Hudri’ye kadar mutawatir olarak nakledilmiştir.” (Silsilah al-Ahadith al-Sahihah, Cilt 4, s. 40)

Benzer bir durumda, El-Albani doğrulama amacıyla Abu al-Wasil üzerinden bir rivayeti hasen olarak derecelendirmiştir. Bkz., Silsilah al-Ahadith al-Sahihah, Hadis 1476.

Dolayısıyla, İbn Haldun’un yalnızca bu rivayeti eleştirmesi anlamsızdır.

[26] İki rivayet şunlardır:

  1. عن الجريري، عن أبي نضرة، قال: كنا عند جابر بن عبد الله فقال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «يكون في آخر أمتي خليفة يحثي المال حثيا، لا يعده عددا» قال قلت لأبي نضرة وأبي العلاء: أتريان أنه عمر بن عبد العزيز فقالا: لا.

Al-Ceriri’den, Nadra’dan rivayetle: “Biz Cabir bin Abdullah’la beraberdik, o dedi ki: Resûlullah (s.a.v) dedi ki: ‘Ümmetimin son zamanında, saymadan avuç avuç mal dağıtan bir Halife olacak.’ Ben Abu Nadra ve Abu el-‘Ala’ya sordum: ‘Buna ‘Umar bin Abdul-‘Aziz der misiniz?’ ‘Hayır’ dediler.” (Sahih Muslim, Hadis 7315 – 2913 (67))

  1. عن أبي سعيد، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «من خلفائكم خليفة يحثو المال حثيا، لا يعده عددا»

Abu Sa’id’den rivayetle: “Resûlullah (s.a.v) dedi ki: ‘Halifelerinizden biri avuç avuç mal dağıtacaktır, saymadan.’” (Sahih Muslim, Hadis 7315 – 2914 (68))

[27] Muslim bin Haccac, al-Sahih, Hadis 395 – 156 (247). Rivayet aynı zamanda Cabir bin Abdullah’dan da gelmektedir. Sahih Muslim’de al-Mahdi ismi geçmez; ancak el-Harith bin Abi Usamah rivayetinde al-Mahdi açıkça zikredilmektedir:

ينزل عيسى بن مريم، فيقول أميرهم المهدي: تعال صل بنا

‘İsa bin Meryem inecek ve liderleri al-Mahdi şöyle diyecek: “Gel, namazı bizimle kıldır.”’
Bkz., İbn el-Kayyim el-Cevziyye, al-Manar al-Munir fi al-Sahih wa al-Da’if, Halep: Maktaba al-Matbu’at al-Islamiyya, 1970, s. 147, Hadis 338. İbn el-Kayyim: “Zinciri iyidir [jayyid]” demektedir.

[28] İbn Haldun, Mukaddimah, Cilt 2, s. 184.

[29] Aynı kaynak, s. 169.

[30] Aynı kaynak, s. 165.

[31] Aynı kaynak, s. 166.

[32] Mudallis: Bir ravi, hadis zincirindeki bir raviye doğrudan ulaşmamış olsa da, rivayeti doğrudan ondan almış gibi gösteren kişidir. Bu uygulamaya tedlis denir.

[33] Aynı kaynak, s. 169.

[34] Maulana Thanwi dahil âlimler, bu rivayetin çeşitli yorumlarını zikretmiş olsalar da, zayıf olduğu konusunda ittifak vardır. ‘Ali bin Sultan el-Kari (Molla Ali el-Kari) şöyle der:

أن حديث: لا مهدي إلا عيسى بن مريم ضعيف باتفاق المحدثين

“Hadis: ‘Mahdi sadece İsa bin Meryem’dir’ hadis-i şerifi, hadis âlimlerinin ittifakıyla zayıftır.” Bkz., al-Qari, ‘Ali bin Sultan, Mirqat al-Mafatih, Beyrut: Dar al-Fekr, 2002, Cilt 8, s. 3448.

[35] Bu, şu bilinen hadise atıftır:

عن أبي هريرة، عن النبي صلى الله عليه وسلم، قال: ” لم يتكلم في المهد إلا ثلاثة: عيسى ابن مريم، وصبي كان في زمان جريج، وصبي آخر

Ebu Hureyre’den rivayetle: Peygamber (s.a.v) dedi ki: “Beşikte konuşan sadece üç kişi vardı: İsa bin Meryem, Juraij zamanında bir çocuk ve bir başka çocuk.” (Musnad Ahmad, Hadis 8072; ayrıca al-Bukhari, al-Sahih, Hadis 3436)

[36] El-Sicistani, Ebu Davud, al-Sunan, Hadis 4294; El-Albani tarafından hasen olarak derecelendirilmiştir.

[37] Al-Bukhari, al-Sahih, Hadis 2015.

[38] El-Sicistani, Ebu Davud, al-Sunan, Hadis 499; El-Albani tarafından hasen sahih olarak derecelendirilmiştir.

[39] Al-Bukhari, al-Sahih, Hadis 5747.

[40] Al-Bukhari, al-Sahih, Hadis 6990.

[41] İbn Haldun, Mukaddimah, Cilt 2, s. 190.

[42] “al-Shajrah al-Nu’maniya fi al-Dawlah al-‘Usmaniya” – İbn el-Arabi. Ahmed Zildzic, Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’deki doktora tezinde bunu “kısa ve kafa karıştırıcı, belirsiz ima ve astrolojik göndermelerle dolu bir metin” olarak nitelendirmiştir. (Friend and Foe: The early Ottoman reception of Ibn ‘Arabi, s. 82)

Yorum örnekleri: Sadr al-Din al-Qunuwi’nin al-Lam’ah al-Nuraniyah fi Mushkilat al-Nu’maniyah, al-Maqari’nin al-Qawa’id al-Siriyyah fi hal Mushkilat al-Shajrah al-Nu’maniya, ve İbn el-Amir el-Safadi’nin Rumuz al-Shajrah al-Nu’maniya.

[43] İbn Haldun, Mukaddimah, Cilt 2, s. 324 (Bölüm 5, Kısım 4).

[44] Aynı kaynak, s. 229 (Bölüm 3, Kısım 52).

[45] Aynı kaynak, Cilt 1, s. 222-223 (Bölüm 1, Kısım 6).

Editor

www.darulislam.com.tr

مقالات ذات صلة

اترك تعليقاً

لن يتم نشر عنوان بريدك الإلكتروني. الحقول الإلزامية مشار إليها بـ *

زر الذهاب إلى الأعلى