Darul İslamFıkıh UsûlüHalifelik-KazaReddiye

Ezan ve Cuma’nın serbest olduğu bir yer nasıl İslâm beldesi sayılmaz?

Dâr’ın Hükmünde Diyânî–Kazâî Ayrımı ve Otorite Meselesi

Suâl:
Ezanların beş vakit okunduğu, camilerin dolup taştığı, Cuma namazlarının serbestçe kılındığı bir memlekete nasıl “İslam beldesi değildir” denilebilir? Bunlar oranın İslâm Yurdu (dâru’l-İslâm) olduğuna yetmez mi?”

el-Cevâb:
Kâfi değildir.

Zîrâ İslâm’da ibadetlerin alenî icrası, namaz, oruç, ezan ve benzeri şeâir diyânî mahiyette olup fertlerin dindarlığını gösterir; beldenin dâr hükmünü esas tayin eden ise şer‘î ahkâmın kazâen yürürlükte olması ve kamu otoritesi eliyle icra edilmesidir.

Diyânet ile kazâ arasındaki tefrik, İslâm hukukunda keyfî bir tasnif değil; ahkâmın tatbik sahasını tayin eden, inkârı usûl cehaleti sayılan yerleşik bir asıldır.

Ezan, Cuma ve benzeri şeâir-i İslâmiyyenin (İslâm’ın alenî sembolleri) varlığı, bir beldenin veya siyasî yapının İslâmî vasfını tayin için esas alınamaz. Zira İslâm hukuku, ferdî dindarlık alanı ile hukukî-siyasî otorite alanını kesin biçimde birbirinden ayırmıştır.

Diyânet, Hâlık ile kul ile arasındaki mahrem ve hususi bağın vicdanî tezahürüdür. Bir Müslümanın İngiltere’de, Rusya’da yahut herhangi bir ülkede namaz kılması, oruç tutması veya diğer ibadetlerini yerine getirmesi, yalnızca o ferdin dindarlığını ifade eder; bulunduğu beldenin veya siyasî yapının dâr vasfını tayin etmez.

Kazâ ise, şer‘î hükümlerin kamu otoritesi eliyle icrasını ifade eder. Hırsızlıkta hadd-i sirkat tatbiki, zina gibi suçlarda hadlerin infazı, mirasın Allâh Teâla’nın emrettiği şekilde taksimi, evlenme, boşanma gibi mes’elelerde Şer’i hukuk’un esas addedilip tatbiki kazâ alanına girer ve bu ancak devlet otoritesi ile mümkündür.

Bu sebeple, (diyâni) bir yerde ezan okunması veya ferdî ibadetlerin serbestçe icra edilmesi, tek başına o yerin hukukî ve siyasî bakımdan İslâmî (dâru’l-İslâm) olduğunu göstermeye yetmez. Bir beldenin İslâmî statüsü, şeâirin varlığıyla değil; şer‘î hükümlerin kazâen icrasıyla mümkündür.

 

 


Bibliyografya:

Asli Kaynaklar 

  1. es-Serahsî, Şemsüleimme Ebû Bekir Muhammed b. Ahmed (ö. 483/1090). el-Mebsût. 30 Cilt

  2. el-Mâverdî, Ebü’l-Hasan Ali b. Muhammed (ö. 450/1058). el-Ahkâmü’s-Sultâniyye ve’l-Velâyâtü’d-Dîniyye.

  3. el-Kâsânî, Alâeddin Ebû Bekir b. Mes‘ûd (ö. 587/1191). Bedâiu’s-Sanâi‘ fî Tertîbi’ş-Şerâi‘.

  4. el-Merğînânî, Burhâneddin Ali b. Ebî Bekir (ö. 593/1197). el-Hidâye Şerhu Bidâyeti’l-Mübtedî.

  5. İbnü’l-Hümâm, Kemâleddin Muhammed b. Abdülvâhid (ö. 861/1457). Fethu’l-Kadîr.

  6. İbn Nüceym, Zeynüddin b. İbrâhim (ö. 970/1563). el-Eşbâh ve’n-Nezâir.

  7. İbn Âbidîn, Muhammed Emîn (ö. 1252/1836). Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr.

Modern Çalışmalar ve İncelemeler

  1. Bilmen, Ömer Nasuhi. Hukukı İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu. 8 Cilt. İstanbul: Bilmen Yayınevi, 1985.

  2. Özel, Ahmet. İslam Hukukunda Ülke Kavramı: Dârülislam – Dârülharb. İstanbul: İz Yayıncılık, 1998.

  3. Zeydan, Abdülkerim. el-Vecîz fî Usûli’l-Fıkh (Fıkıh Usulü). Çev. Ruhi Özcan. İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 2018.

İLYÂS C. YILDIZ

İslâm Devletler Hukūḳu

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Selamun aleyküm hocam, içki satılan marketten,restorandan, yerden alışveriş yapmak caiz midir, mekruh mudur? Caiz ise de tayyip midir? Bir de tayyip ne demek?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu