Fıkıh Usûlüi'tikad / KelâmReddiyeSual & Cevâb

Tevessülün Şer‘î Temelleri ve Selefî Yaklaşımların Usûlî Tutarsızlığı

Tevessül Câiz Midir?

İSLAM HUKUKU VE HADİS USULÜ AÇISINDAN TEVESSÜL MESELESİ

İşbu eser, İslam akaidinde ve fıkhında tartışmalı hale getirilen “Tevessül” (Allah’tan başkasını aracı kılarak isteme) meselesini, sahih sünnet ve usul kaideleri çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır.Çalışmada, özellikle Selefi/Vehhabi ekolün öne sürdüğü “ölüden istemenin şirk olduğu” ve “sahabenin Peygamberin vefatından sonra tevessülü terk ettiği” iddiaları, hadis ve fıkhî usul prensipleriyle (Terk, tahrim ifade etmez; efdal varken mefdul ile amel caizdir vb.) analiz edilerek reddedilecektir.

1. Giriş

Tevessül, kulun Allâh Teâlâ’ya yaklaşmak ve dualarının kabulünü ummak maksadıyla, Allâh Teâlâ indinde değeri olduğuna inandığı bir zatı veya ameli aracı kılmasıdır. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat cumhuruna göre bu, meşru bir dua usulüdür. Ancak son asırlar da zuhur eden nev’i şahsına münhasır bazı akımlar, tevessülü “ibadet” kategorisinde değerlendirerek, Allah’tan başkasına yönelmenin şirk olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddia, “nassları (ayet ve hadisler) bağlamından koparma ve usul ilminin temel kaidelerini ihlal etme” usülsüzlüğü  taşımaktadır.

2. Hadis Usulü Açısından “Osman b. Huneyf” Rivayeti ve Tahlili

Tevessülün meşruiyetine dair en sarih delil, hadis literatüründe “Âmâ (Kör) Sahabi Hadisi” olarak bilinen rivayettir. Osman b. Huneyf’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre, gözleri görmeyen bir zat Peygamber Efendimiz’e (aleyhisselâm) gelerek şifa talebinde bulunmuş, Resulullah (aleyhisselâm) ise ona şu duayı öğretmiştir:

“Allah’ım! Rahmet Peygamberi olan Nebi’n Muhammed (s.a.v.) ile Sana yöneliyorum… Ya Muhammed! Şu hacetimin görülmesi için senin ile Rabbime yöneldim…” [1]

Muhalifler, bu hadisin sadece Peygamber’in hayatına has olduğunu iddia etseler de, bu yaklaşım usul açısından “tahsis edici bir delil” olmaksızın nassın hükmünü daraltmaktır. Zira hadisin devamında, Hz. Osman (r.a.) hilafeti döneminde (Peygamber’in vefatından sonra) Osman b. Huneyf’in bir ihtiyaç sahibine aynı duayı öğrettiği ve adamın hacetinin görüldüğü Taberani’nin El-Mu’cemü’l-Kebir’inde sahih senetle sabittir. [2]

Hadis usulünde, Ravi, rivayet ettiği hadisi en iyi anlayandır kaidesi gereğince, hadisin ravisi olan Osman b. Huneyf’in bu uygulamayı vefat-ı Nebi’den sonra da sürdürmesi, illetin “hayatta olmak” değil, “Nebi’nin Allah Teâlâ katındaki makamı” olduğunu ispat eder.

3. Fıkhî Usul Bağlamında Hz. Ömer’in İstiğasesi

Muhaliflerin en güçlü argüman olarak sunduğu vaka, Hz. Ömer’in (r.a.) kuraklık yılında Hz. Abbas (r.a.) ile tevessül etmesidir. İddia şudur: “Hz. Ömer, Peygamber vefat ettiği için O’nu terk etmiş, diri olan Abbas’a yönelmiştir. Demek ki ölü ile tevessül caiz değildir.”

Bu istidlâl, fıkıh usulünde şu iki temel kavâidin ihlâli üzerine kuruludur:

a.  “اَلتَّرْكُ لَا يُفِيدُ التَّحْرِيمَ”  Terk, haramlığı ifade etmez
Hz. Ömer’in Rasûlullâh aleyhisselâm ile tevessülü terk edip amcası ile tevessül etmesi, Rasûlullâh ile tevessülün haram veya şirk olduğunu göstermez. Bir müctehidin iki caiz yol arasında bir tercih yapması (Tercih bila müreccih olsa dahi), diğer yolun batıl olduğuna delil teşkil etmez. Hz. Ömer, cemiyyete “Ehl-i Beyt’e hürmeti” yahud “Peygamber’in yaşayan hatırasına saygıyı” öğretmek istemiş de olabilir.

b.  “جَوَازُ الْعَمَلِ بِالْمَفْضُولِ مَعَ وُجُودِ الْأَفْضَلِ”  Efdal varken mefdul ile amel caizdir.
Eğer Hz. Ömer’in tercihi, “Peygamber ölü olduğu için faydasızdır” manasına gelseydi, o dönemde hayatta olan Hz. Ali ve Hz. Osman gibi, Hz. Abbas’tan daha efdal (üstün) olan sahabeleri neden vesile kılmadığı sorusu cevapsız kalırdı.

Hz. Ömer’in, fazilette Hz. Ali’den aşağıda olan Hz. Abbas’ı seçmesi, “vesilenin şahsın diriliğine değil, Peygamber’e olan yakınlığına (akrabalık)” binaen yapıldığını gösterir. Nitekim duasında “Peygamberinin amcası ile” [3] ifadesini kullanarak, asıl referansın yine Resulullah (aleyhisselâm) olduğunu beyan etmiştir.

4. Zat ile Tevessül

Selefi akım, “Salih amelle tevessül caizdir ancak zat (şahıs) ile caiz değildir” şeklinde bir tefrike gitmektedir. Bu tefrik, mantıksal ve teolojik bir tutarsızlık barındırır.

Buhari ve Müslim’de geçen meşhur “Mağara Hadisi”nde [4], üç kişi mağarada sıkışınca salih amellerini vesile kılarak kurtulmuşlardır. “Amel”, kelâm ilminde bir “araz”dır (kendi başına kaim olmayan nitelik) ve mahluktur (yaratılmıştır). Eğer Allah katında, yaratılmış bir “fiil/amel” hatırına dua kabul ediliyorsa, o ameli işleyen ve “Eşref-i Mahlukat” olan Peygamber’in zatı hatırına (evleviyetle) kabul edilmesi gerekir.

Cansız ve araz olan bir “amel”in vesile kılındığı yerde, diri olan (Berzah aleminde) ve Allah’ın “Habibim” dediği zatın vesile kılınmasını şirk saymak, eşyanın hakikatine aykırıdır.

Netice

Tevessül meselesi, salt bir akâid münakaşası değil, nassların anlaşılmasında takip edilen usul hatasının bir neticesidir. Sahihi Buhari, Tirmizi ve Taberani gibi ten emel kaynaklardaki rivayetler ve sahabe tatbikatı, tevessülün şirk olmadığını; bilakis Allah’ın sevdiklerine hürmeten yapılan bir “talep usulü” olduğunu şeksiz ıspat eder.

Hz. Ömer’in Hz. Abbas ile tevessülü, Peygamberi devre dışı bırakmak değil; O’nun yaşayan bir parçası üzerinden yine O’nun hatırını gözetmektir. Dolayısıyla Sultân’ın huzuruna, O’nun itibar verdiği bir isimle çıkmak, saltanâta gölge düşürmez; bilakis, o itibarı tasdîk eder.

Zira;

“Maksadın da maksadı ve dahi murâdın da murâdı yine Sultân huzurudur”

DİPNOTLAR

[1] Tirmizî, Sünen, “Deavât”, 119 (Hadis No: 3578). İmam Tirmizî bu hadis için “Hasen-Sahih-Garib” demiştir. Ayrıca bkz. İbn Mâce, Sünen, “İkamet”, 189; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 138.
[2] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, IX, 30 (Hadis No: 8311); el-Mu’cemü’s-Sağîr, I, 183. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid’de bu rivayetin ricalinin sahih olduğunu belirtmiştir (II, 279).

[3] Buhârî, Sahih, “İstiskâ”, 3 (Hadis No: 1010).

[4] Buhârî, Sahih, “Enbiyâ”, 53; Müslim, Sahih, “Zikir”, 100.


BİBLİYOGRAFYA

  • Buhârî, Muhammed b. İsmail. el-Câmiu’s-Sahîh. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.

  • Heysemî, Nureddin Ali b. Ebi Bekir. Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid. Beyrut: Daru’l-Kütüb, 1988.

  • İbn Hacer, el-Askalânî. Fethu’l-Bârî bi-Şerhi Sahîhi’l-Buhârî. Kahire: Daru’r-Reyyan, 1986.

  • İbn Teymiyye, Ahmed b. Abdülhalim. Kaidetün Celile fi’t-Tevessül ve’l-Vesile. (Eleştirel okuma için).

  • Taberânî, Süleyman b. Ahmed. el-Mu’cemü’l-Kebîr. Musul: Mektebetü’l-Ulûm, 1983.

  • Tirmizî, Muhammed b. İsa. es-Sünen. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.

  • Zeydan, Abdülkerim. el-Vecîz fî Usûli’l-Fıkh. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 2009.

İLYÂS C. YILDIZ

İslâm Devletler Hukūḳu

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu