
Ey vahyin esrarına mahrem kılınan mübarek kalem,
Ey Nebî’nin (s.a.v.) “Hâdî” duasıyla şereflenen aziz dem! (1)
Mekke’nin fethinde doğan o sâfi inşirah,
Şam-ı Şerif’te ümmete siper olan o rûh-ı selâh…
Muâviye b. Ebî Süfyân!
Senin faziletin, beşerin sığ tartısına gelmez bir umman;
Tarih, senin adını Arş’ın kâtibinden dinler…
Dur! ey dilini gıybet nârına odun yapan bedbaht Şii!
O uzattığın dil, bir beşere değil, dinin rûhuna vurur.
Sen, o zincirin son halkasını kırmaya yeltendin,
Bilmez misin kaideyi, ey usûl bilmez vehim:
“انتفاء الركن يستلزم انتفاء الماهية” (2)
Sütunları yıkılan dinin, geriye gölgesi mi kalır?
Zannetme ki tenkit ettiğin, sadece bir vali;
Saldırdığın, Mustafa’nın (ﷺ) sohbetinin hâli…
Kalem onun elinde, Cibril’in nefesi satırlara değerken;
Sen ise kalemsiz, kitapsız hüküm dağıtan kof bir vehim…
Fitne, adını büyütenlerin dilinde bir nâr-ı ebedî;
Senin elinde ise, kül olmadan sönen edebi bir imtihan…
Ey hilmi kılıçtan keskin, sabrı ordulardan azîm zat! (3)
O, darmadağın ümmeti cem eyledin Şam-ı Şerif’te;
Sen mi dağıtacak, ey hevâsına esir olmuş harabat?
Ey tarihi, bozuk akidesine yamayan bed-asıl,
Ey mizanı nebîsiz, hükmü ezelden hükümsüz gafil!
Bil ki: Muâviye b. Ebî Süfyân…
Mümin gönüllerde muhabbet, münkirde ebedî bir sızı.
O anlatılmaz, o tartılmaz…
Ona ancak rızâ-yı kâmil ile TESLİM olunur!
(1) Rasulullah’ın (s.a.v.) Hz. Muaviye için: “Allahım! Onu hâdî (hidayete erdirici) ve mehdî (hidayete ermiş) kıl ve onunla insanları hidayete erdir.” duasına atıftır (Tirmizi).
İmam el-Tîbî şöyle buyurmuştur: “Peygamberin duasının kabul edildiğine şüphe yoktur, öyleyse onun hakkından nasıl şüphe edilebilir?”
(2) Mantık/Fıkıh kaidesi: “Bir şeyin rüknü (temel parçası) yok olursa, o şeyin mahiyeti (ne olduğu/özü) de yok olur.” Sahabe dinin rükni’dir.
(3) Hz. Muaviye’nin en bariz vasıfları olan “hilm” (yumuşak huyluluk) ve “sabr”a atıftır.




