Dârül Harb FetvalarıDarul İslami'tikad / KelâmSual & Cevâb

Cehâlet mâzeret midir?

Sahih haber kendisine ulaşmayan bir Müslüman, bilmediği bir hüküm sebebiyle tekfir edilir mi?

Sual:
Cehâlet mâzeret midir? Sahih haber kendisine ulaşmayan bir Müslüman, bilmediği bir hüküm sebebiyle tekfir edilir mi?


Cevâb:

Tekfir hükmü, amelin dış görünüşüne veya zannî (şüpheli) istinbât ile değil; kalpteki inkâr kastının kati bir delille ispatına binaen verilir.

“Biz bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.” (İsrâ 17/15)

Bu âyet, teklifin ve ilâhî mes’ûliyetin, hüccetin ikamesine ve hitabın sahih surette ulaşmasına bağlı olduğunu açıkça göstermektedir. Usûl kaidesince, şer‘î bir hüküm ancak sahih haberin ulaşması ve anlaşılmasıyla bağlayıcı olur. Sahih haber ulaşmadan ilzam ve tekfir sabit olmaz.

I. Dâr Tefriki

Şeriât-ı Muhammediyye’de ahkâm, muhataba sahih haberin ulaşmasıyla fiilen bağlayıcılık kazanır.

1. Dâru’l-İslâm:
Şeriât-ı Muhammediyyenin hâkimiyyeti esas addolunan dâru’l-İslâm’da zaruriyyât-ı dîniyye, mütevatir surette sabit ve herkesçe bilinen esaslara dayanır. Bu kısımda, içlerinde ulemâ olmak ile kişinin bilemediği bilgiye ulaşması kolay addedilmesi sebebiyle kendisine sahih haberin ulaştığı kabul edilir. Ancak mesele hafî, ihtilaflı yahut avâmın tafsilatını bilmesi zarurî olmayan i’tikadi yahud ‘ameli bir husus ise, burada cehalet mazeret teşkil eder ve avâm için tekfir yoluna yine gidilmez. Lakin meşhur haberi bilmemesi mâzeret kabul edilmez.

2. Dâru’l-Harb:
Şer‘î ahkâmın din ve namus düşmanları eliyle ilga edildiği yahut esas addedilmediği; bu sebeple sahih menba‘ ve i‘timada şâyân ilim kaynağının bulunmadığı bir memlekette, İslâm’a yeni giren yahut hayatını bu şartlar altında idâme ettiren kimsenin, dinin ma‘lûm ve meşhur hükümlerini bilmemesi mâzurdur ve bu cehaletle mükellef tutulmaz.

(Misâlen, bir kimse imân ile  şereflendikten sonra uzun yıllar geçse ve bu müddet zarfında namaz, oruç gibi ibadetlerin farziyetini yahut guslün keyfiyetini sonradan öğrenmiş olsa; bu cehalet sebebiyle geçmişte kıldığı namazları kaza etmesi gerekmez.)

Zira burada esas mesele “bilginin yaygınlığı” değil, sahih haberin ulaşıp ulaşmamasıdır. Sahih haber ulaşmadan hüccet kaim olmaz; bu sebeple hem hukuken hem de diyâneten tekfîr câiz değildir.

Nitekim bugün dünya, Mekke devrinin ilk safhasından daha müşkil hâle gelmiştir. Zira o devirde tebliğ, masun bir menba’dan sudûr etmekteydi. Günümüzde ise dünya dâru’l-harp hükmünde olup sahih ve güvenilir bir ilim menba’ı bulunmamakta; hak ile bâtıl karışmakta, muteber asli nakil nadirleşmekte, hatta bu asli asâr itibarsızlaştırılmaktadır. Bu hâlde sahih haberin ulaşmaması vakıa, yalan haberin neşri ise hakîkattir.!

Zirâ “Hüküm, ilmin sübutu ile sabit olur. İlmin sübutu ise sahih haberin vusûlü iledir.”

Ve bu gayri vaziyyet cehâleti mâzeret kılar.

II. Masûniyyet ve Tekfirde Yakîn Esası

Asıl olan canı, malı ve dini korunmuş olmak ile Müslümanın masûniyyetidir. Bir kimse İslâm’a yakin ile girmiştir. Zannî ihtimallerle bu yakin kat’a izale edilmez.

Bir söz küfür olabilir; fakat o sözü söyleyen kişi için hemen tekfir yolu seçilmez.

Kaide şudur:
“Yakîn, şek ile zaâl olmaz.”

Bir söz veya fiil, küfür ihtimali taşısa dahi iman ihtimali de barındırıyorsa, Müslümanı müdafaa esası gereği iman vechi tercih edilir. Cehalet, te’vil veya inkâr kastının bulunmaması hâlinde tekfir cihetine gidilmez. Hüccet açık ve sahih surette ikame edilmeden bir Müslüman dinden çıkarılamaz.

Netice

Cehalet ne mutlak surette mazeret değildir denilebilir, ne de her hâlde mazerettir denilebilir. Hüküm, sahih haberin ulaşmasına bağlıdır. Sahih haber ulaşmamışsa ve hüccet ikame edilmemişse cehalet mazerettir; tekfir caiz değildir. Buna nazaran sahih haber açıkça ulaşmış ve hüccet sabit olmuşsa, o takdirde cehâlet ileri sürülemez. Kat‘î nassları inkâr, tekfiri gerektiren açık bir küfürdür.

والله أعلم بالصواب

Bibliyografya

  • Mâtürîdî, Ebû Mansûr. Te’vîlâtü’l-Kur’ân. İstanbul: Daru’l-Mizan, 2005.

  • Serahsî, Muhammed b. Ahmed. El-Mebsût. Beyrut: Dârü’l-Ma‘rife, 1993.

  • Kâsânî, Ebû Bekr b. Mes‘ûd. Bedâiu’s-Sanâyi‘ fî Tertîbi’ş-Şerâi‘. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1986.

  • İbn Âbidîn, Muhammed Emîn. Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr. Riyad: Dârü Alemü’l-Kütüb, 2003.

  • Nevevî, Muhyiddin Yahyâ b. Şeref. El-Mecmû‘ Şerhu’l-Mühezzeb. Cidde: Mektebetü’l-İrşâd, ts.

  • İbn Teymiyye, Takıyyüddîn Ahmed. Mecmûu’l-Fetâvâ. Medine: Mücemmeu’l-Melik Fehd, 2004.

  • Özafşar, Mehmet Emin. “İslam Hukukunda Cehaletin Mazeret Olup Olmaması Meselesi.” Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 38 (1998): 145-176.

  • Kavak, Özkan. “Hanefi-Maturidi Gelenekte Tekfir Meselesi ve Cehalet Mazereti.” İslam Tetkikleri Dergisi 12, sy. 2 (2020): 210-235.

İLYÂS C. YILDIZ

İslâm Devletler Hukūḳu

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu