
Sual: Namaz borcu bulunan kimse sünnet namaz yahud sâir gecelerde namaz kılsa makbül müdür?
Cevâb: Makbüldür.
HAŞİYE
Bazı kimselerin “Üzerinde namaz borcu bulunan kimsenin nafile ibadeti kabul olmaz!” şeklinde dillendirilen söz, ilk bakışta zâhidâne bir ihtiyat telakkisi gibi görünse de, tahkik edildiğinde bunun mezheb-i Hanefî’nin muhakkik imamlarının beyanlarına, usûl kaidelerine ve sahih nazara mugayir olduğu hülasa bâtıl olduğunu açıkça ortaya çıkar. Zira bir hükmün sahih kabul edilebilmesi için hem nass, hem usûl, hem de ma‘kûl (aklî istidlal) yönünden sağlam bir zemine oturması gerekir. Bu iddia ise üç cephede de tutunamamaktadır.
Nass (Kitap–Sünnet) Açısından
Bu meselede “kaza borcu bulunan kimsenin nafile ibadeti bâtıldır yahut kabul olmaz” şeklinde sarih bir nass mevcut değildir. Bilakis, mevcut nasslar farzın önceliğini öğretirken nafile ibadetin aslî meşruiyetini ve makbuliyetini de sabit kılar.
Nitekim kudsî hadiste: “Kul, Bana farzlardan daha sevimli bir şeyle yaklaşamaz; bununla birlikte nafilelerle yaklaşmaya devam eder…” buyurulmuştur.
Bu nass, bir taraftan farzın takdîmini, diğer taraftan ise nevâfilin mutlak surette meşru ve makbul olduğunu ortaya koyar. Şayet kaza borcu nafile ibadeti iptal eden bir unsur olsaydı, şer‘in nafileleri teşvik eden bu genel hitabı tahsis edilmek zorunda kalırdı; oysa böyle bir tahsise delalet eden hiçbir nas yoktur.
Usûlî Açıdan
Bu noktada usûlî olarak şu esas geçerlidir: Bir ibadetin sıhhatinin nefyedilebilmesi için buna dair özel ve sarih bir delil gerekir. Böyle bir delil bulunmadıkça, ibadetler aslî sıhhatleri üzere kalır. Dolayısıyla, kaza borcunun varlığı nafile ibadetin sıhhatini ortadan kaldırmaz; aksine, nassların umumundan anlaşılan şey yalnızca tertibin gözetilmesi ve farzın öne alınmasıdır.
Hanefî usûlü açısından mesele son derece açıktır. Zira kaide olarak:
“النهي لا يقتضي الفساد في العبادات إلا بدليل”
Yani “bir ibadete yönelik nehiy, ayrıca bir delil bulunmadıkça onun bâtıl olmasını gerektirmez.”
Bu meselede ise nafile ibadetin bâtıl olduğuna dair hiçbir delil mevcut değildir. O hâlde, nafile ibadetin en fazla mekruh sayılması mümkündür; fakat sıhhatinin nefyedilmesi mümkün değildir.
Keza şu kaide de meseleyi kesinleştirir:
“اشتغال الذمة بواجب لا يبطل غيره”
“Zimmette bir farz borcunun bulunması, başka bir ibadetin geçerliliğini ortadan kaldırmaz.”
Çünkü her ibadet, kendi rükün ve şartları çerçevesinde değerlendirilir. Bu bağlamda kaza borcu, nafile ibadetin ne rüknüdür ne de şartıdır; dolayısıyla onun mahiyetine tesir etmez.
Aklî İstidlal (Ma‘kûl)
Meseleye bir de aklî istidlal (ma‘kûl) açısından bakıldığında, söz konusu iddianın zarurî neticeleri (lâzımları) onu bizzat nakz eder. Zira eğer “kaza borcu olanın nafilesi kabul olmaz” denilirse, bunun gereği olarak zekât borcu bulunan kimsenin sadakası, oruç borcu olanın nafile orucu, hatta günahkâr bir kimsenin bütün nafile ibadetleri de geçersiz sayılmalıdır. Bu ise şeriatın teşvik ettiği nevâfil kapısını tamamen kapatmak manasına gelir. Böyle bir netice ise ne nass ile, ne icmâ ile, ne de makul ile bağdaşır.
Bu noktada ihtilafın mahalli doğru tespit edilmelidir. Mesele, “nafile sahih midir değil midir?” meselesi değildir. Zira sahih olduğu nass ile sabittir. Asıl mesele, tercih ve tertip meselesidir. Bu da şu şekilde hulâsa edilir: farz borcu bulunan kimsenin önceliği kazaya vermesi vaciptir; fakat bu tertibe riayet edilmemesi, nafile ibadetin sıhhatini iptal etmez. Başka bir ifadeyle, burada kusur sıhhatte değil, tertiptedir.
Netice
“Üzerinde kaza namazı bulunan kimsenin nafile ibadetinin kabul olmayacağı” yönündeki iddia, Hanefî mezhebi açısından ilmî bir temele dayanmamaktadır. Aksine, mezhep imamlarının açık ifadeleri ve usûl kaideleri, nafile ibadetin sahih olduğunu, ancak farz olan kaza borcunun öncelikli bulunduğunu göstermektedir. Bu sebeple doğru hüküm şu şekilde ifade edilmelidir:
Nafile ibadet sahih ve makbuldür; ancak farz olan kaza borcu ona takdim edilir ve onunla meşgul olmak mekruhtur.
Bibliyografya
Ahmed b. Hanbel. el-Müsned. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle.
Buhârî, Muhammed b. İsmail. el-Câmiʿu’s-Sahîh. Beyrut: Dârü İbn Kesîr.
İbn Âbidîn, Muhammed Emîn. Reddü’l-Muhtâr alâ’d-Dürrü’l-Muhtâr. Beyrut: Dârü’l-Fikr.
İbn Nüceym, Zeynüddîn. el-Bahrü’r-Râik şerhu Kenzi’d-Dekâik. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye.
Kâsânî, Alâüddîn. Bedâiʿu’s-Sanâiʿ fî Tertîbi’ş-Şerâiʿ. Beyrut: Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye.
Serahsî, Şemsü’l-Eimme. el-Mebsût. Beyrut: Dârü’l-Ma‘rife.
Serahsî, Şemsü’l-Eimme. Usûlü’s-Serahsî. Beyrut: Dârü’l-Ma‘rife.
el-Fetâvâ’l-Hindiyye. Beyrut: Dârü’l-Fikr.



