
Bu metin, Allah’ın sıfatlarını inkâr edip etmemek meselesi değil; bu sıfatların hangi usûl ve hangi dil ile ele alınacağı meselesidir.
Selef, müteşâbih sıfatlarda lafzı ispat edip keyfiyeti tefvîz etmiş, ihtilaflı alanlarda sükûtu tercih ederek zihnî tasavvuru kapatmıştır.
Kelâmcılar, bid‘at fırkaların teşbih ve tecsîm tehlikesi karşısında, tenzihi korumak için nefy dilini zaruret ölçüsünde kullanmıştır.
İbn Teymiyye ise kelâmcıların dilini reddederek lafzı mutlak bırakmış, “bila keyf” demekle birlikte zihnî tasavvuru sistematik olarak sınırlandırmamıştır.
İhtilafın özü; Selef’in sükûtunun nasıl anlaşılacağı, nefyin bid‘at olup olmadığı ve tasavvur kapısının ne ölçüde kapatılması gerektiği sorularında düğümlenmektedir.
Metin, söz konusu üç yaklaşımı tarihî, usûlî ve itikadî zeminde mukayese ederek, hangi yolun daha emniyetli olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.
1. Meseleyi Doğru Yerden Kurmak
Bu tartışma “Allah’ın sıfatları var mı yok mu?” tartışması değildir.
Bu nokta icmâîdir (ümmetin ittifakı):
Allah Teâlâ isim ve sıfatlarla mevsuftur.
İhtilaf şuradadır:
Bu sıfatlar hangi dil, hangi usûl ve hangi sınırlar içinde konuşulacaktır?
Yani ihtilaf:
- İsbât–nefy dengesi
- Lafız kullanımı
- Zihnî tasavvur (tasavvur-i zihnî) meselesi
- Selef’in sükûtu nasıl anlaşılmalıdır?
üzerindedir.
2. Selef’in Genel Usûlü: Tefvîz ve Sükût
Selef (ilk üç nesil: sahâbe, tâbiîn, tebeu’t-tâbiîn):
- Nassı olduğu gibi kabul etti
- Müteşâbih lafızlarda (yad, vech, istivâ gibi):
- “Bila keyf” dedi (nasıl olduğunu bilmeyiz)
- Tefsir ve tasvirden kaçındı
- Zihnî tasavvuru kapattı
- İhtilaflı lafızlar üretmedi
- Sorulmadıkça konuşmadı
Bu usûle tefvîz denir.
Tefvîz: Mananın Allah’a havale edilmesi;
lafzı ispat edip keyfiyetini, hakikatini ve tasvirini Allah’a bırakmak.
Önemli Nokta
Selef:
- Akideyi sistemleştirmedi
- Küllî metafizik cümleler üretmedi
- “Allah şöyledir, böyledir” şeklinde tarif dili kurmadı
Bu bir eksiklik değil, bilinçli bir ihtiyattır.
3. Nefy Dili Selef’te Var mı?
İddia şudur:
“Selef, Allah’ı nefy diliyle tarif etmedi.”
Bu iddia tarihsel olarak doğru değildir.
Açık Deliller:
1️⃣ Ebû Hanîfe – el-Fıkhu’l-Ekber
Aslı:
«وَاللّٰهُ تَعَالَى لَا يُوصَفُ بِحُدُودٍ وَلَا بِغَايَاتٍ وَلَا بِأَرْكَانٍ وَلَا بِأَعْضَاءٍ وَلَا بِأَدَوَاتٍ، لَا تَحْوِيهِ الْجِهَاتُ السِّتُّ كَسَائِرِ الْمُبْتَدَعَاتِ»
Manası:
Allah sınırla, yönle, uzuvla kayıtlı değildir.
Altı cihet (yön) O’nu kuşatmaz.
Bu açık bir nefy dilidir.
2️⃣ Tahâvî – el-Akîdetü’t-Tahâviyye
Aslı:
«تَعَالَى عَنِ الْحُدُودِ وَالْغَايَاتِ وَالْأَرْكَانِ وَالْأَعْضَاءِ وَالْأَدَوَاتِ، لَا تَحْوِيهِ الْجِهَاتُ السِّتُّ كَسَائِرِ الْمُبْتَدَعَاتِ»
Bu metin:
- Nefy-i teşbihtir (yaratılmışlara benzetmenin reddi)
- Nefy-i cihettir (mekânsallığın reddi)
Dolayısıyla:
“Selef nefy dili kullanmadı” iddiası bâtıldır.
4. Peki Kelâmcılar Ne Yaptı?
Kelâmcılar (Eş’arî–Mâturîdî çizgi):
- Selef’in sükût ettiği alanları:
- Bid‘at fırkaların saldırısı sebebiyle
- Zaruret ölçüsünde konuşmak zorunda kaldı
- Ama:
- Nefyi isbâta önceledi
- Tasavvuru kırmayı hedefledi
- Mantığı sınırlandırıcı olarak kullandı
Amaçları:
Allah’ı tanımlamak değil, yanlış tasavvurları imkânsız kılmak.
Bu yüzden:
- “Allah mekânda değildir”
- “Cisim değildir”
- “Had ile kayıtlı değildir”
gibi cümleler kuruldu.
Bu ifadeler:
- İsbât değil
- Hudud koymak değil
- Teşbihi imkânsızlaştırmak içindir
5. İbn Teymiyye Ne Yapmak İstedi?
İbn Teymiyye’nin hedefi:
- Kelâmcıların dilini tasfiye etmek
- Nass merkezli bir söylem kurmak
- Selefî lafızlara dönmek
Ancak burada kritik bir kırılma yaşandı.
İbn Teymiyye’nin Metodolojisi:
- Lafzı mutlak bıraktı
- “Allah vardır”, “Allah üsttedir”, “istivâ haktır” dedi
- “Bila keyf” dedi
- Ama:
- Nefy dilini sistematik olarak reddetti
- Zihnî tasavvura set çekmedi
Bu şu sonucu doğurdu:
Sıfatı ispat ettiğini söylerken, fiilen tasavvur edilebilir bir alan açtı.
Bu eleştiri, özellikle şu eserlerde dile getirilmiştir:
- Subkî – es-Seyfü’s-Sakîl
- İbn Hacer – Fethu’l-Bârî’de ihtiyatlı tenkitler
- Beyhakî çizgisi
6. Olası İtirazlar ve Cevapları
İtiraz 1: “Nefy bid‘attır.”
Cevap:
- Kur’an’da nefy vardır:
- “لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ”
- Ebû Hanîfe ve Tahâvî nefy kullandı
- Nefy, tasvir değil, tenzih aracıdır
İtiraz 2: “Kelâmcılar aklı öne aldı.”
Cevap:
- Aklı kaynak değil, koruyucu kullandılar
- Amaç: teşbihi imkânsızlaştırmak
- Selef’in maksadını muhafaza etmektir
İtiraz 3 (İbn Teymiyye cephesinden):
“Zihnî tasavvur kaçınılmazdır.”
Cevap:
- Selef’in yöntemi:
- Tasavvuru kırmak
- İbn Teymiyye:
- Tasavvuru kontrolsüz bıraktı
- Bu da:
- Halk düzeyinde tecsîme kapı araladı
7. Hangi Usûl Daha Emniyetlidir?
Kriterler:
- Teşbihi engelliyor mu?
- Zihnî tasavvuru kapatıyor mu?
- Halkta yanlış akide üretmiyor mu?
- Selef’in maksadını koruyor mu?
Sonuç:
En emniyetli usûl:
Selef’in sükûtunu esas alıp, kelâmcıların nefy dilini zaruret ölçüsünde kullanan usûldür.
Yani:
- İsbât + tefvîz
- Nefy ile teşbihin kırılması
- Tasavvur kapısının kapatılması
8. Net Hüküm
Selef = İbn Teymiyye değildir.
Nefy = Cehmiyye değildir.
Tasavvur açmak = Tehlikelidir.
Tenzihte ihtiyat = Ehl-i Sünnet çizgisidir.
Bu meselede en güvenli yol,
en az konuşan ama en çok sınır koyan yoldur.
Bu da klasik Ehl-i Sünnet usûlüdür.




